Rüstem Tatar’ın hayatını anlatan “Herşeye rağmen” Rüstem Kitabevi’nde tanıtıldı Kıbrıs Türk Yönetimi/Federe Devleti’nin Maliye Bakanı, siyasetçi, iktisatçı, Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın babası Rüstem Tatar’ın hayatını anlatan “Her Şeye Rağmen” isimli kitabın tanıtımı, Rüstem Kitabevi’nde gerçekleştirildi.
Affedin, sevin ve şefkat duygusuyla yaşayın. 1-Üstümde bulunan şüphe, utanç, kaygı, ve suçluluk duygularının hepsini tespit ediyor ve zihnimden temizliyorum. 2- Geçmiş hatalarımı ve negatif duygularımı affediyor ve geleceğe güvenle yürüyorum. 3- Tüm yaşamımdaki hataları kabul ediyor ve kendimi affediyorum.
özel anne💕💃🤲💕📿 (@dilosamsunlu55) adlı kişiden TikTok videosu: "hayat devam ediyor herşeye rağmen#😇 #😇". helal olsun be uğur aslan. orijinal ses.
Hayat herşeye rağmen devam ediyor cümlesini. Çünkü; bu cümleyi her söylediğinde veya duyduğunda, Bir parçanı bırakırsın hayatın girdaplı yollarında. Bir kereye mahsustur hayat! Bir kere şahit olursun kalleşliğe, riyakarlığa ve hainliğe.
Hayat herşeye rağmen devam ediyor,martılar, gökyüzünün serseri çocukları herşeye rağmen kanatlarını özgürce çırpıyorlardı.Hala sakladığı niyet kağıdı ve rakı kadehi elinde, ünlü bir şairin şiirinden bir dörtlüğü mırıldandı: Şu akşamlar yordu beni Yıldız,yıldız vurdu beni Hatıralar sardı beni
Herşeye rağmen Stephen Hawking dünyanın en önemli fizikçilerinden birisi ve hayat kaldığı yerden devam ediyor onun için, yıllar geçtikçe tüm insanı yeteneklerini kaybetse de, hastalığı beynine zarar vermiyor, yeni geliştirilmiş teknolojiler sayesinde sadece parmaklarını bir uzaktan kumanda yardımıyla kullanıp
ajIAcW3. "Bilirdim çiçek satan çingene kızlarını Onlar bütün şimdileri, bütün zamanlara Bir gül parasına satardı." - Didem Madak, Kalbimin En Doğusunda "Çingene çocukların gülleri mor olmadı Aşka bunaltıları onlar getirmediler." - İsmet Özel, Seni Olan Yenilgi Doğduğumdan beri İstanbul'da yaşıyorum. Bebekliğimden itibaren 30 yılı aşkın bir süredir sakini olduğum semtleri şöyle sıralayabilirim Cerrahpaşa, Avcılar, Kocamustafapaşa, Ayazağa, Acıbadem, Küçükçekmece. Her birinde farklı bir iklim, farklı bir fotoğraf vardı ancak gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki Cerrahpaşa-Kocamustafapaşa arası ile Acıbadem-Üsküdar arasının bendeki yeri tarifsizdir. Lise yıllarımda sevemediğim Yahya Kemal'i anlamaya başlayıp sevmeme, şehir düşüncesine olan merakıma, “Şerefü’l-mekân bi’l-mekin" sözünün manasını kavramama ve Sadettin Ökten'e olan düşkünlüğüme yine bu semtler 'aracı' olmuştu. Bunca ikametgah değişimi şüphe yok ki yeni yerler görmemi sağlamış, farklı ilgi alanları ortaya çıkarmıştı. Mezar taşları, çeşmeler, eski dükkanlar, tekkeler, türbeler, kahvehâneler, çay ocakları, tatlıcılar... Derken ne oldu? Bir şehrin yahut bir semtin tarihine merak duymanın hemen peşinden tarihle, coğrafyayla, kültürle, sanatla hemhal çok ciddi bir mesai ortaya çıktı. Kitaplar, dergiler, ihtiyarlar, gençler, çocuklar, söyleşiler, sazlar, sözler... Sokakla, mahalleyle daha fazla, hatta kesintisiz bir irtibatımın olduğu yıllarda annelerimiz daima bir tembihte bulunurdu Tanımadığından bir şey alma, çingenelerden uzak dur. Evvela mahallede tanımadığımız birileri pek yoktu, olursa da 'doğal güvenlik görevlileri' olan mahalle abileri gereken içtimayı yapar, şahsın GBT'si çıkarılır ve fazla gürültü etmeden mesele halledilirdi. Özellikle bazı semtlerde yabancı birinin sokaktan geçmesinin dahi mümkün olmazdı. Bu hâlâ bazı İstanbul semtlerinde geçerlidir. Zaten bizde yabancıya kız verilmez, yabancıyla görüşülmez, yabancıdan alışveriş yapılmazdı. Tanıdıklık, komşuluk mühimdi. Semtlerin arada bir görünüp kaybolan, sokaklarına girerken son derece temkinli olan bir yüzü de çingenelerdi. Onlar genellikle bir şeyler satar, hurdalar alır, atını dinlendirir yahut sokak çocuklarıyla sohbet ederdi. Bu son söylediğim, aileler tarafından tehlikeli bulunurdu. Ivırmak kıvırmak yok, çoğu zaman da haklılardı. Özellikle Avcılar'ın Deniz Köşkler Mahallesi'nde çok fazla çocuk kaçırılmış ancak kısa bir zaman sonra bulunmuştu. Çingeneler acayip bir biçimde korku unsuruna çevrilirdi bilhassa anneler tarafından Kolunu kırıp dilendirirler, dondurma verip kandırırlar, güldürüp kaçırırlar... Bir de bunun okulla ilgili tarafı vardı Teneffüslerde arkadaşlarından ayrılma, okuldan çıkarken çingenelerle göz göze gelme, onlara para verme... Kariyerle ilgili olan tarafını da söyleyeyim mi? Mesela Karnende bir zayıf olsun seni Sabit Usta'nın yanına veririm!.. Bu Sabit Usta istisnasız her semtte vardır. Kaportacıdır, yaşlı ve aksidir. Her zaman suratında motor yağı olur. Eli kolu simsiyahtır. Kendisi de arkadaşları da çingenedir. Kaportacılar âleminde saygın bir kişiliktir. Dolayısıyla derslerine çalışmazsan ilk çıraklık deneyimin biraz tehlikeli olabilir! Yine çocukluğumda sık sık Trakya ve Ege ziyaretleri yapardık ailemle. Akraba, eş-dost. O yollar çok keyifliydi. Özellikle Şarköy ve Mürefte yollarıyla Ayvalık'a giden yollar. Oralarda romanlar ortaya çıkardı. Çingene ve roman? Gel de işin içinden çık. İkisi de benziyor birbirine. Yoksa benzemiyor mu? Çocukken bu ayrımı yapmak güç. Nitekim Derya Koptekin de bu ayrımla fazla boğuşmamak bir şey yapmış kitabında; "Çingene/Roman" demiş. Doğru mu değil mi o kadarını bilemem ama okumayı kolaylaştıran bir çözüm. "Biz Romanlar Siz Gacolar", Haziran 2017'de İletişim Yayınları tarafından neşredilmiş bir kitap, taptaze yani. 2008 yılından beri İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde psikolog olarak görev yapan Koptekin, çingene/roman mahallelerindeki çocuklarla sıkı temas hâlinde. Birçoğunu öğretmeni ve doğal olarak ablası, hatta yarı annesi. Yazarın çingene/roman çocuklarıyla bu teması, ailelerini de az çok tanıma imkânı vermiş. Yaptığı grup terapilerinde her çocuğa söz hakkı vermiş, kısa sorularına gerçekçi cevaplar almış. Zaman zaman anneleri de gelmiş, tüm samimiyetleriyle anlatmış hikâyelerini. Çingene, roman, gaco kimdir? Neden birbirlerini severler yahut sevmezler? Kürtlerin bu karmaşıklıktaki yeri neresidir? Çalışma şekilleri, mahalleleri, evleri, evlilikleri, ayrılıkları, askerlikleri, kına geceleri, sünnet düğünleri, ayrımcılık, önyargılar ve çocukların gelecek hayalleri... Mustafa Aksu, Türkiye'de Çingene Olmak kitabında "Son 20 yılda kimliğini gizlemek imkânı olmayan ünlü sanatçı Çingelerin, kendilerini etnik köken ismiyle ilgisi bulunmayan Roman! olarak tanıttıklarına şahit oluyoruz" der. Yazılı basında da genellikle Çingene sözcüğünden kaçınılır, onun yerine Roman kullanılır. İlginç olan, üniversite öğrencilerinden ihtiyarlara kadar Roman ve Çingene sözcüklerinin hangi anlamları? karşıladığı hâlâ kocaman bir muallak. Derya Koptekin, kitabına bu minvalde bazı araştırmaları da eklemiş. Mesela İzmir menşeli online psikoloji dergisi ONTO'da yer alan bir araştırma sonucuna göre Roman denince akla gelen ilk sözcükler şöyle Müzik, esmer, çiçek, dans, göçebe. Çingene denince akla gelen ilk sözcükler ise şöyle Dans, eğlence, müzik, esmer, çiçek, kırmızı. Ne demiştik, bir de gacolar var. Onlar kim mi? Şehirliler. Evi, arabası olan ve mutlak zengin. Çingene/Roman çocukların bir çoğu gacolara özeniyor. Ama yeri geldiğinde onların kendilerini hor görmelerini kabullenemiyor, bir küfür sallıyorlar. Yine de yoksulluktan onları kurtaracak ilk semboller arasında ev, araba var. Çalışma koşulları açısından çok farklı mecraları olmuyor Roman/Çingenelerin. Kadınlar temizliğe gidiyorlar, erkekler de düğünlere, pavyonlara gidiyorlar müzik yapmaya. Bunların dışında elbette uyuşturucu satanı da var hırsızlık yapanı da. Pamuk tarlalarında çalışanların sayısı gittikçe azalırken robotlaşıp insan gücünden vazgeçen fabrikalar sebebiyle işsiz kalanlar da bir hayli fazla. Açık biçimde fakir bir sınıfı temsil ediyor Roman/Çingeneler. Fakat yoksulluklarını "o kadar da değil" hâline getiren çocukça ama samimi yorumları da her zaman var. 12 yaşındaki Hakan "Biz mesela zengin değiliz, ama babamla abim para biriktire biriktire, çalışa çalışa plazma aldı. Bilgisayarımızın kasası bozuldu... Bilgisayarımız var, plazmamız var" ile açıklıyor yoksulluğunun göze batmaması gerektiğini. Burada Koptekin, Richard Sennett'in ABD'li fırın işçileriyle ilgili söyledikleri arasında bir paralellik kuruyor "Kişi kendisi olduğu için saygı görmek ister. ABD'de sınıf kişisel karakter meselesi olarak algılanır. Dolayısıyla bir grup fırıncının %80'i "Ben orta sınıftanım," dediğinde, onların asıl cevap verdiği soru ne kadar para ya da nüfuz sahibi oldukları değil, kendilerini nasıl değerlendirdikleri sorusudur. Yani asıl cevap, "fena değilim"dir." [sf. 112] İlerleyen sayfalarda, Heidegger'ci söylemle çocukların bu 'acımasız iyimserliği'nin altında modernleşen şehirlerde kentlerde sıkça gördüğümüz yeniye, mala ve mülke olan tutkunluk var. Yeniye ulaştıkça fakirlikten, yoksulluktan sıyrıldıklarına inanıyorlar. "Bauman, çağımızda yoksul olmanın değişen anlamından söz ederken, "Yoksul olmak bir zamanlar anlamını işsiz olma durumundan aldıysa, bugünkü anlamını esas olarak yeterince tüketmiyor olma durumundan almaktadır," diyor. Ona göre, tüketim toplumunun yoksulları "defolu tüketiciler"dir. Bu tespitler, çocukların yoksulluklarını tüketim mallarına sahip olmamaları üzerinden açıklıyor olmaları ile de uyumludur. Büyü yapabilen bir dizi karakterini çok sevdiğinden söz eden Yunus Emre 9, kendisinde de büyü gücü olsa ne yapmak isteyeceği sorusuna "Motor, araba, ev isterdim," diye yanıt veriyor. Yunus Emre'nin bu tüketim mallarını büyü ile elde edebileceği şeyler olarak anması, çocukların içinde yaşadığı yoksulluğun boyutları hakkında fikir veriyor." [sf. 174-175] Çingene/Roman çocuklarının anlattıklarında, yoksul bir mahallede büyümenin tüm acımasızlığının dürüstçe aktarılmasını sağlıyor Koptekin'in bu araştırma kitabı. Kimlikleri, çalışma şekilleri, toplumsal konumları, her yerde kendi dillerini argo kullanmaktan hiç kaçınmamaları, birbirlerini dövüp sevmeleri, kız kaçırmaları, sosyal haklara erişim konusunda yaşadıkları büyük çaresizlikler koca bir merak konusu iken meselelerin tam da içinden anlatıyor Koptekin "Bir gün, ders programına uygun olarak dersini sürdürmek isteyen öğretmenlerinden birine Nergiz, "Aman be, ne bayık karısın, hep ders, hep ders!" diye serzenişte bulunmuş; başka bir günse ikinci sınıfa geçtiği hâlde henüz okuma yazma öğrenememiş olan Yunus, derste "e" harfini çalıştıkları esnada sıkılıp öğretmenine "Aman be, sokayım e'ye!" demişti." [sf. 192] Onların hayatlarında yalnızca darbuka, roman havası, kırmızı ve et yok. Hatta et belki de hiç yok! Keşfedilmesi gereken bir tarihleri bile yer bulamıyor kitaplarda. Oysa ne çok çare bulmaya başlanabilir, hepsi gülen ve gülmekten vazgeçmeyen Çingene çocuklarla... Yağız Gönüler
Haritada Hayat Herşye Rağmen Devam Ediyor, Çubuk, konumuna bakın Çubuk bölgesindeki en çok ziyaret edilen yerlerden Hayat Herşye Rağmen Devam Ediyor adresine toplu taşıma ile nasıl gidilir burada bulabilirsiniz. Aşağıdaki toplu taşıma hatları Hayat Herşye Rağmen Devam Ediyor - yakınından geçiyor Otobüs 487-5 Otobüs ile Hayat Herşye Rağmen Devam Ediyor konumuna nasıl gidilir? Haritalar, hareket saatleri ve canlı saatler ile adım adım yol tariflerini görmek için Otobüs güzergahına tıklayın. Başlangıç Bomonti Brasserie, Ankara 71 dk Başlangıç Türkiye Hava Trafik Kontrol Merkezi, Çubuk 51 dk Başlangıç Kavaklı Restaurant, Akyurt 64 dk Başlangıç ibis Hotel, Çubuk 60 dk Başlangıç Altınova, Ankara 80 dk Başlangıç Türk Hava Yolları CIP Salonu, Çubuk 71 dk Başlangıç Cakes & Bakes Freshly Baked, Ankara 70 dk Başlangıç Ozel Yükselen Koleji, Çubuk 36 dk Başlangıç Ankara - Çubuk Yolu, Ankara 27 dk Başlangıç Yayla Karadeniz, Çubuk 24 dk Çubuk bölgesinde Hayat Herşye Rağmen Devam Ediyor yakınlarındaki Otobüs durakları Durak adı Mesafe 40907 - Şehit Ali Çakır Durağı 5 dk yürüme GÖRÜNTÜLE Çubuk bölgesinde Hayat Herşye Rağmen Devam Ediyor için Otobüs hatları Sorular & Cevaplar Hayat Herşye Rağmen Devam Ediyor konumuna gitmek için en yakın duraklar nerede? Hayat Herşye Rağmen Devam Ediyor konumuna en yakın duraklar 40907 - Şehit Ali Çakır Durağı 312 metre uzaklıkta, 5 dk yürüme mesafesinde. Daha fazla detay Hangi Otobüs hatları Hayat Herşye Rağmen Devam Ediyor yakınından geçiyor? Bu Otobüs hatları Hayat Herşye Rağmen Devam Ediyor yakınından geçiyor 487-5. Daha fazla detay Çubuk bölgesinde bulunan Hayat Herşye Rağmen Devam Ediyor, otobüs durağına ne kadar uzaklıktadır? Çubuk bölgesinde bulunan Hayat Herşye Rağmen Devam Ediyor konumuna en yakın otobüs durağı, 5 dk yürüme mesafesindedir. Daha fazla detay Çubuk bölgesinde bulunan Hayat Herşye Rağmen Devam Ediyor konumuna en yakın otobüs durağı hangisidir? 40907 - Şehit Ali Çakır Durağı durak, Çubuk içindeki Hayat Herşye Rağmen Devam Ediyor konumuna en yakındır. Daha fazla detay Çubuk bölgesinde bulunan Hayat Herşye Rağmen Devam Ediyor konumundan ilk Otobüs saat kaçta geçer? 487, Çubuk bölgesinde bulunan Hayat Herşye Rağmen Devam Ediyor konumundan geçen ilk Otobüs aracıdır. 0625 civarında geçer. Daha fazla detay Çubuk bölgesinde bulunan Hayat Herşye Rağmen Devam Ediyor konumuna son Otobüs saat kaçta gider? 487, Çubuk bölgesinde bulunan Hayat Herşye Rağmen Devam Ediyor konumuna giden son Otobüs aracıdır. 0109 civarında buradan geçer. Daha fazla detay Haritada Hayat Herşye Rağmen Devam Ediyor, Çubuk, konumuna bakın Çubuk şehrinde Hayat Herşye Rağmen Devam Ediyor konumuna Toplu Taşıma Çubuk, Türkiye'deki Hayat Herşye Rağmen Devam Ediyor adresine nasıl gidebileceğinizi mi merak ediyorsunuz? Moovit, en yakın toplu taşıma durağından adım adım yol tarifi ile Hayat Herşye Rağmen Devam Ediyor adresine ulaşmanın en iyi yolunu bulmanıza yardımcı olur. Moovit, şehrinizde gezmenize yardımcı olacak ücretsiz haritalar ve canlı yol tarifleri sağlar. Saatleri, güzergahları, hareket saatlerini görüntüleyin ve gerçek zamanlı olarak Hayat Herşye Rağmen Devam Ediyor adresine ne kadar sürede ulaşabileceğinizi öğrenin. Hayat Herşye Rağmen Devam Ediyor için en yakın durak veya istasyonu mu arıyorsunuz? Hedefinize en yakın durakların listesine göz atın 40907 - Şehit Ali Çakır Durağı. Hayat Herşye Rağmen Devam Ediyor adresine Otobüs ile ulaşabilirsiniz. Yakında duran hatlar - Otobüs 487-5 Sizi daha erken zamanda ulaştırabilecek başka güzergah olup olmadığını görmek ister misiniz? Moovit alternatif rotalar veya saatler bulmanıza yardımcı olur. Moovit Uygulamasından veya Web Sitesinden kolayca Hayat Herşye Rağmen Devam Ediyor için yol tarifi alın. Hayat Herşye Rağmen Devam Ediyor adresine en kolay yoldan ulaşmanızı sağlıyoruz, bu nedenle Çubuk konumundaki kullanıcılar dahil 930 milyondan fazla kullanıcı, toplu taşıma için en iyi uygulama olarak Moovit'e güveniyor. Ayrıca otobüs uygulaması veya tren uygulaması indirmenize gerek yoktur. Moovit, en doğru otobüsü veya metro saatlerini bulmanıza yardımcı olan tüm toplu taşıma araçlarının bir arada olduğu ulaşım uygulamanızdır. Hayat Herşye Rağmen Devam Ediyor için Otobüs fiyatları, ve tüm yolculuk ücreti hakkında bilgi için lütfen Moovit uygulamasını kontrol edin. Hayat Herşye Rağmen Devam Ediyor, Çubuk Çubuk bölgesinde Hayat Herşye Rağmen Devam Ediyor adresine en yakın durağı olan toplu taşıma hatları Çubuk şehrinde Hayat Herşye Rağmen Devam Ediyor konumuna en yakın duraklar ile Otobüs hatları En son 29 Temmuz 2022 tarihinde güncellendi
Konu Sahibi nilim 331 Ben bu diziye dün ilk defa denk geldim Kaç bölümdür yayınlanıyor , kaçıncı bölüm hiç bilmiyorum Dün izlerken o evlendirilen küçük kızın o yaşlı adamla Ayy o sahne çok iğrençti , tiksindirdi beni Pislik birde kıza yavrum diyip duruyordu kusacaktım az kalsın. Ama şimdi yönetmenin Mahsun kırmızıgül olduğunu öğrendim Asla izlemem bu diziyi bir daha Hiç sevmem kendisini , reytingde kazandırmam bu adama Son düzenleme 27 Kasım 2011 Konu Sahibi nilim 332 sansürsüz sahneye bende baktim, iyyyk. hayatin ailesi nasil izin vermis buna ya 26 kac yasindaki o kiz gercekte? 1987 doğumlu Meltem Miroğlu, Mahsun Kırmızıgül'ün hem senaryosunu kaleme alıp hem de yönettiği, 'Hayat Devam Ediyor' adlı dizide sergilediği performansla bir anda milyonlarca kişinin dikkatini çekti. Miroğlu, Henüz 15 yaşında olduğu halde dedesi yaşındaki bir adamla evlendirilen Hayat Bakırcı karakteriyle ekran başındaki seyirciyi derinden etkiledi. Genç oyuncu, özellikle çok konuşulan gerdek sahnesi ile dizinin ilk bölümünün yayınlanmasından sonra gündemde kaldı. Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nde eğitim gören Miroğlu ilk ciddi oyunculuk denemesini de bu diziyle yapıyor Konu Sahibi nilim 333 Ben bu diziye dün ilk defa denk geldim Kaç bölümdür yayınlanıyor , kaçıncı bölüm hiç bilmiyorum Dün izlerken o evlendirilen küçük kızın o yaşlı adamla Ayy o sahne çok iğrençti , tiksindirdi beni Pislik birde kıza yavrum diyip duruyordu kusacaktım az kalsın. Ama şimdi yönetmenin Mahsun kırmızıgül olduğunu öğrendim Asla izlemem bu diziyi bir daha izlemem Hiç sevmem kendisini , reytingde kazandırmam bu adama Hayat*ın dedesi için izliyordm rolü çok az Fikret Kuşkan çok güzel rol yapıyor,ama gerçekten o sevişmee sahneleri iğrenç kıza geceliki giiydiriyorlar ve abbasla iğrendim o kadarda çekilmez yaa haa bende izlemem,tüm sitede izlemeyeceğiz Konu Sahibi nilim 334 Ben bu diziye dün ilk defa denk geldim Kaç bölümdür yayınlanıyor , kaçıncı bölüm hiç bilmiyorum Dün izlerken o evlendirilen küçük kızın o yaşlı adamla Ayy o sahne çok iğrençti , tiksindirdi beni Pislik birde kıza yavrum diyip duruyordu kusacaktım az kalsın. Ama şimdi yönetmenin Mahsun kırmızıgül olduğunu öğrendim Asla izlemem bu diziyi bir daha izlemem Hiç sevmem kendisini , reytingde kazandırmam bu adama arkadaşım geçen cuma ikinci bölümüydü dizinin .bende fragmanlarını gördüm için o bölümü izlemedim birinci bölümü izlemiştim mahsun kırmızıgülü bende sewmem ama güneşi gördüm filmini çok beğendim dizinin birinci bölümüde çok güzeldi artık üçüncü bölüme göre karar vericem izleyip izlemeyeceğimi... Konu Sahibi nilim 335 Konu Sahibi nilim 336 3 gündür banlıydım yAzamadım çatladım şimdi o abbasın odasında Atatürk fotosu var,kaldırsınlar istemiyorumlen mahsun ayıp bu yaptığın Atatürkçü düşünce bunu yapmaz , rica edeceğim kaldırın o abbas denen adamın odasından mahsun bey apartmanca izlemiycez yoksa haberin olsun zeliha neden berattan ayrıldı k44 6 yılımı verdim diyo,,6 dk dinlemedi çocuğu canım ataturk çü düşünceyle alakası yok ınsan olan yapmaz böyle bır seyi hıc ızleyıp retıng kazandırmayalım bence.. Konu Sahibi nilim 337 malikle hayat cennetin çocuklarımı valla aferin kudretin çocuklar birbirine sahip çıkıyor Konu Sahibi nilim 338 canım ataturk çü düşünceyle alakası yok ınsan olan yapmaz böyle bır seyi hıc ızleyıp retıng kazandırmayalım bence.. bu sadece Atatürk*le ilgili değil aslında öyle insanları canlandıraran karakterler böyle konularda dikkatli olmalı yani sapık zihniyetli bi adamın odasında tanınmış birininsanatçı,siyasetçi fotosu olması demek hah bu zihniyette adam bunu sever/ bunu dinler anlamına gelir bi de o kadar bağırıyolar hiçbir komşu çıkıp noluyo demiyobizim burda çıt çıksa kapı çalınır Konu Sahibi nilim 339 bu sadece Atatürk*le ilgili değil aslında öyle insanları canlandıraran karakterler böyle konularda dikkatli olmalı yani sapık zihniyetli bi adamın odasında tanınmış birininsanatçı,siyasetçi fotosu olması demek hah bu zihniyette adam bunu sever/ bunu dinler anlamına gelir bi de o kadar bağırıyolar hiçbir komşu çıkıp noluyo demiyobizim burda çıt çıksa kapı çalınır kız kım calıcak kı kapıyı dızıde sadece 3 aıle var biri kızın anasının evi biri evlendığı yaslı dedenın biri sevgilisininkime neeemesela ataturk yerıne tecavüzçü çoşkun yada erol taşı koysalardı demiadamın atası onlar nasılsa Konu Sahibi nilim 340 nihayet izledim...öncelikle oyuncular müthiş, çok beğendim gerçekten çocuk oyuncular güzel performans Kırmızıgül oynamasın hep yazsın,yönetsin ayrıca neden kapadokya? doğuda başka il mi yok? İzmir*den gelen kadın neden bu olanlara boyun eğdi anlamış değilim Zeliha kanıt dizisinin zeynebi bu dizideymiş,sevindim...yalnız abisi,Berat*ın hala gözaltında olduğunu bilmiyor muydu 44 bazı hatalar olsada özlediğim sanatçılar vardı,izlenmeye değer... Fikret KuşkanHayat*ın babası görmek güzeldi,aynı şekilde Hayat*ın dedesini ne zaman ekranda görsem yapışıp kalıyorum oyunculuk müthiş diziyi izlerken kanım dondu,bu olayları gerçekten yaşayanları düşündüm içim bi tuhaf oldu o yaşlı adamdan berbat biri öyle...insan ona bakınca korkar,kaldı birlikte olmak26 iğrendiğiniz adam aşkı memnu daki süleyman efendi karakterini canlandıran hepimizin sevdiği rana cabbar dır. öyle iyi bi performans sergilemiş ki ben bile tanımakta zorlandım. rolünü iyi canlandırıyor. Hamilelik günlüğü Doğumdan bu güne 3559 gün geçti. Konu Sahibi nilim 341 arkadaşlar konuyu başka yönlere çekmiyelim!!!! Konu Sahibi nilim 342 o da doğru ama madem doğuyu canlandırıyorlar bi kaç meraklı komşu olsun di mi bizim üst kattakini seve seve veririm evet tecavüzcü coşkun iyi olurdu ya da nuri alço iğrendiğiniz adam aşkı memnu daki süleyman efendi karakterini canlandıran hepimizin sevdiği rana cabbar dır. öyle iyi bi performans sergilemiş ki ben bile tanımakta zorlandım. rolünü iyi canlandırıyor. Rana Cabbar olduğunu biliyorum... ayrıca ben abbas karakterinden iğrendim,oyuncudan değil bu dizide bakışları korkunç çünkü... yorumumu bulup nerelere çekmişsiniz,pes Son düzenleme 27 Kasım 2011 Konu Sahibi nilim 343 2. bölümü de izledim yine Hayat ı adamın koynuna sokmaya çalıştılar o sahnelerde yine gerildim yine nefesimi tuttum, sıktılar artık gerçekten. Hem çocuk yaşta evliliğin yanlışlarını anlatıyorsun, hem çocuk yaşta birini bu kadar açık seçik çekiyorsun, sonra sansürlenen sahneyi Twitter daki sayfandan paylaşıyorsun, amaç ne daha fazla reyting kazanmak mı? olmadı Mahsun efendi Sinema da olur belki ama dizi için çok fazla o sahneler, milleti Rana Cabbar gibi bir oyuncudan nefret ettirdin. Twitter hesabım yok olsaydı kendisine de bunları yazmak isterdim Hamilelik günlüğü Doğumdan bu güne 1342 gün geçti. Asdfhkk Geçici Olarak Hesap Pasiftir ! Konu Sahibi nilim 344 canım ataturk çü düşünceyle alakası yok ınsan olan yapmaz böyle bır seyi hıc ızleyıp retıng kazandırmayalım bence.. Bunu bilmiyordum Pislik herif, evde de izlettirmem o diziyi bundan sonra. Konu Sahibi nilim 345
herşeye rağmen, yıkılmadım ayaktayımı* devamlı tecrube eden kişinin haklı mottosu. o her şeyin ne kadarinin olumsuz olduğuna göre * züğürt tesellisi ya da hayata hakli bağlilik sayilabilecek inanç. yaşam kıpırtısını taze tutacak, doğru bir kadar üzülmüş olsan da, ne kadar incinmiş olsan da, ne kadar mutsuz olsan da hepsi geçicidir, bilirsin. bilirsin çünkü daha önce de çok defa geçip gitmiştir için tüm bunlara rağmen hayat hala dondurma tatlıdır, çünkü hala sevenlerin vardır,çünkü hala gelincik kırmızıdr,çünkü hala sevişmek zevklidir,çünkü hala bir gün kaçıp gidebilme ihtimalin vardır,çünkü hala kadrosundasındır hayatın. kocaman bir yalandır. caresizligin yadsınmaya calısıldıgı durumlarda acısından; soyleyenin umitlerinden baska birsey ifade etmemektedir demin boyle bir baslık acılmıstı. sonra birden tekrar bulamadım kendisini yahuinceleyelimparasızlık var bi defa. buzdolabını nasıl dolduracagını bilememeler, evdeki cocuklarına ekmek getiremedigi icin intihar eden adamlar gordu en basitinden bu cirkinlesmis insanlar var sonra. dusene bir tekme de benden diyecek kadar insanlıktan uzaklasmıs insanlar. acımasızlar, vicdansızlar. arkandan dolaplar cevirip ellerinde imkan olsa seni yerin dibine sokmaya bir hayli meraklılar. cirkin hırs kupleri, kompleks kumkumaları, yalancılar, fesatlar. tecavuzculer, iskenceciler..kotuler yahu. insanlıgından utandıracak kadar kotuler var. hem de kacınılmaz. o ceylan gibi seken, hayat ve enerji dolu senden yasayan olu yaratan bir olay bu. gecen bir gun boyunca huzur evlerini gezdim de allahım dedim, keske yaslanmasam. her taraf o kadar kasvetliydi ki.. resmen olum kokuyordu. zamanın alehine isledigi bir sistem en bi cok. hastalık var. felc olmak var. kanser olmak var. losemi var. sizofreni var. var oglu var. hayatı hayat yapan ne varsa hepsinden uzaklastıran, dogduguna lanet ettiren kırık varolus sancıları var sonra. gerci ben bunun artık bir hayli sımarıklık oldugunu dusunuyorum ama kimi insana var. ucurumdan asagı dusmussun hissiyatıyla gunlerini gecirenler var.. patlayan bombalar.. olen insanlar..dunyada o kadar fazla kotucul sey var ki say say bitmez..ama sonra..yeni dogmus bir bebegin gozlerini acıp tatlı tatlı etrafa bakısı var..annenin kucagına onu ilk alısındaki mutluluk var..babanın evladıyla maca gidisindeki ya da bir erkegin cıplak bir kadın vucudu gorusundeki keyif var..bir cocugun kendi hayal dunyasındaki kahramanlarla oyunlar oynarken ki eglencesi var..bir yaslının sana hayat deneyimini anlatıp seker seker gulumserken yakaladıgın haz var..bu dunyada yerlere goklere sıgmaz dostluk var.. vefa var.. fedekarlık var.. paylasım var.. iyilik var.. iyicil insanlar var.. guzel manzaralar var.. doga var.. sarap ve peynir var.. ask var.. tutku var.. ne bileyim rollercostera bindigindeki heyecan var.. masumiyet var, dehset guzel degil midir misal? yazarlar var, cizerler var.. kitaplar var.. sinema var.. spor var.. muzik var.. sanat var.. en bi harikasından aile var.. kalabalık yemek sofraları var.. kahkaha var.. yagmur altında yuruyusler var.. gunesli bir gunde gunesin icini ısıtmasına izin verip meyve kokteylini yudumlamak var.. cikolata var.. birbirinden guzel yemekler var..su an aklıma gelmeyen milyonlarca harika sey de var yahu..ve o minicik mutluluk dolu anlar, guzellik dolu kavramların varlıgı tum sıkıntıyı cekmeye degmiyor mu?icabında defalarca dibi gorelim, yine cıkarız, yine guzelce bir seyleri er gec yakalarız..tum acıya, tum kasvete, tum kotucul seylere bulasmaya yasamı yasam yapan guzelliklerden herhangi birini yasama ihtimali ya da yasama hali degmiyorsa ne olayım..ben seviyorum deli dehset kendisini..tum tum adaletsizligine, tum cirkinliklerine ragmen seviyorum..kendine has fazlasıyla guzel bir denge'si var..fazlasıyla guzel bir tarafı var..defalarca o'nu yasama hakkım olsa hepsini kullanırdım.. akıl defteri adlı psikiyatrik kültür sanat dergisinin ilk sayısında konu edilen sol sinemanın 12 eylül sonu yolculuğu hakkındaki bir yazıda, 12 eylül'den sonra çekilmiş ve 12 eylül'ü yerme iddiasıyla gösterime girmiş hemen hemen tüm filmlerde "bırakın, solu, sosyalizmi, eşitlik, adelet talebini. ne kadar işkence görmüş olsanız da, eşiniz, dostunuz akrabalarınız öldürülmüş, ya da sürgüne gönderilmiş olsalar da yaşamak güzeldir" fikri verilmek yazının başka bölümlerinde de "hayata dönüş operasyonu" ve cezaevi sürecinde mahkumlara "ölmenize gerek yok" denilerek bu mottoya sığınmaları gerektiği fikri aşılanmıştır, paragraftan anlıyoruz ki; devlet kendisine kendisine muhalif olan tüm güçlere hayatı daha da güzelleştirmek yerine her şeye rağmen yaşayın fikrini bu motto üzerinden kullanmaktadır. bu deyiş egemen ideolojinin en sağlam argumanlarından biri olmakla beraber özellikle 12 eylül 1980 ve öncesi dönemlerde bir şekilde mücadelenin içinde olmuş bireylerin üzerine bir örtü gibi bürünmüştür. özellikle 90'lı yıllarda, 12 eylül'ün şiddet yönü hafifledikçe siyasetin içerisine girmeye başlayan gençlere gene aynı mağduriyetleri yaşamış ebeveynler ve büyükler tarafından sürekli tekrarlanmıştır. sağı, solu bırak yaşamaya bak, ne yapacaksın siyaseti, köşe hemen orada dönmeye bak, gibi argumanlarla nesiller hep bu kavramla apolitize edilmiştir. ekşi sözlük kullanıcılarıyla mesajlaşmak ve yazdıkları entry'leri takip etmek için giriş yapmalısın.
Batı Karadeniz'de selin vurup geçtiği insanlar için hayat herşeye rağmen devam gecesiydi. Günlerdir yağmur yağıyordu. Yağmur, Karadenizli için sıradışı bir durum değildi ki. Ama...20 Mayıs'ı 21 Mayıs'a bağlayan o gece, Zonguldak, Bartın ve Bolu çevresine yağmur bu kez bereket değil, felaket olarak geldi. O geceyi kimse unutamayacak. Çünkü o gecede herkes kardeşini-eşini, evini, otomobilini, ekmeğini, giyeceğini, tarlasını, hayvanını, işyerini, kendi halindeki o iddiasız ve sakin hayatını kaybetti. Bugün ise Saltukova, Çaycuma, Yenice, Devrek, Mengen, Bartın'da felaketten kurtulmanın, yağmurdan öncesine dönmenin hummalı faaliyeti çıkışında Mengen yol ayırımı. Bir kenara dizilmiş, resmi plakalı araçlar. İstanbul, İzmir, Balıkesir, Bursa'dan gelmişler. Ambulanslar, yiyecek kamyonları, iş makinaları... Ağırbaşlı bir sükûnetle, geride kalanlar bekleniyor. Yollarda sürücüleri uyaran levhalar, trafik polisleri. Gece karanlığında, bozuk yollarda ağır aksak ilerliyoruz. Farların cılız ışığında, yatağından taşmış ırmağın yalayıp yuttuğu kavşakları görüyorduk. Mengen ve Devrek meydanlarında kalabalık insan öbekleri, buldozerler çalışıyordu. Eğrilmiş apartman blokları, kaya yığınları, yıkılmış köprüler ve sonsuz derecede üzgün insanlara tanık da aynı haldeydi. Bartın'a bir an önce ulaşmayı düşünsek de Çaycuma meydanında uzun bir mola veriyoruz. Çünkü davullar çalınıyor, halaylar çekiliyor. Çaycumalılar, asker uğurluyorlar! Hem de 15 aracın sulara gömüldüğü, sadece Çaycuma Otobüs Terminali’’ tabelasının görüldüğü terminalin yanıbaşında!Çaycuma'da bir de düğün törenine tanık oluyoruz. Herkes mutlu, herkes eğleniyor. Ayakkabılarındaki, giysilerindeki çamur, nereden ve hangi koşullarda geldiklerini ele veriyordu. Dışarıda herşey su ve çamurdu. Ama içeride kâbusa meydan okuyan şenlik YIL BEKLEDİK SELDE BULUŞTUKGünnur ve İlhan Erdoğan çifti, öğretmen. Yedi yıl bekledik, selde buluştuk’’ diyorlar. Herşey gibi düğün salonu da sular altında kalmış. Damat Erdoğan, İtfaiye yardımıyla boşalttık’’ diyor. Düğün davetiyelerini sel yüzünden dağıtamamışlar. Düğün günü elden ulaştırmışlar. Bu mutlu günlerinde kendilerini yalnız bırakmayan davetlilere şükran duyuyorlar. Milyarlık zarara uğradıkları halde bin kişilik salonu doldurdular. İyi günde, kötü günde dostluk örneği verdiler.’’Damadın da sel nedeniyle 20 milyar lire zarara uğradığını öğreniyoruz. Düğün salonunun bitişiğinde Sahil Gazinosu bulunuyor. İçeri girdiğimizde, Şarkıcı Serap, O kendini biliyor’’ şarkısını söylüyor. Müşteriler de kendisine eşlik karşı ulaşabildiğimiz Bartın'da elektrik kesintisi var. Kent girişindeki garnizonun kapısında askerler nöbet tutuyor. Yatakhanelerini de su bastığı için diğer askerlerin cezaevinde uyuduklarını söylüyorlar. Günün ilk ışıklarıyla kentin sokaklarını dolaşıyoruz. Yürek dayanacak gibi değil. Bartın Çayı'nın kıyısındaki tüm binalar selden zarar görmüş. Su kesintisi sürdüğü için içeride biriken çamurdan kurtulmak mümkün olmuyor. 58 yaşındaki Neriman Yılmaz'ın evine giriyoruz. Ağlıyor. Felaket günü Ankara'daymış. 50 yıllık evinin halini görünce dizlerinin bağı çözülmüş. Gözlerimi yumdum. Hiçbir şey olmamış gibi yeniden başlasa o günler dedim. Mal canın yongası. Hepsi artık çöplükte.’’ Beton zeminden fışkıran suyun oluşturduğu girdaptan çok sonra Bartın'ın çeşmelerinden su akmaya başlıyor. Uzun kuyruklar oluşuyor. Belediye hoparlörlerinden Suları kaynatın’’ anonsu Deresi, hışımla akıyor. Dere olmaktan çıkmış, azgın bir nehre dönüşmüş. Kıyısında Bartın'ın sahip olduğu az sayıda fabrika bulunuyor. Yepsa PVC Boru Fabrikası'na 50 milyarlık zarar vermiş. Yüzlerce tonluk çamur denizinde, bembeyaz un halindeki plastik hammaddesi yüzüyor. Çimento fabrikasında da büyük zarar var. Limana doğru ilerlerken yol bitiyor! Cipten inip yürüyoruz. Az ilerde bir şeye benzetemediğimiz garip bir heykel görüyoruz. Yaklaştığımızda ters dönmüş bir vinci ve selin kendisine takıp takıştırdığı yüzlerce eşyayı her ağaç, sanki dilek ağacına dönmüş. Ama dallarına takılan, çaput değil, yüzlerce plastik torba... Doğa, kendisine atılan çöpü, selle kusmuş adeta. Yeryüzü gazaba gelmiş, kendisine kötü davranılmasının öcünü Bartın'dan çamur, içerde eğlenceFELAKET DÜĞÜN SALONUNA GİREMEDİHayat devam ediyor. Dışarıdaki felaket düğün salonu ve gazinoya giremiyor. İnsanlar, herşeye rağmen eğlenmek, felaketi bir süreliğine de olsa unutmak istiyor. Günnur ve İlhan Erdoğan çifti, Yedi yıldır bekledik, selde kavuştuk’’ diyor. Bine yakın davetli, milyarlarca liralık zarara uğradıkları halde, iyi günde ve kötü günde dostluk örneği ULAŞILAMIYORBartın Çayı, teknelere, sandallara da zarar verdi. Liman girişinde, tahrip olmuş sandallara rastladık. Bartınlı balıkçılar da ekmek teknelerinden olmuşlardı. Yol tahrip olduğu için limana karadan ulaşmak mümkün BEKLİYORDedesinden dinlediği 80 yıl önceki felaketin aynısına, bugün kendisi tanık oldu. Çaresizlik içinde devleti bekliyor. Hasar tespiti yapılacağı, eşyalarına kavuşacağı günün hayalini kurup inanmak AYRICALIK OLDUÇocuk, her yerde ve her zaman çocuk. Afet bölgesinde bile... Hem bisiklet sayesinde ayaklar çamurdan kurtuluyor, hem de kentte neler olup bittiği hakkında bilgi sahibi olunuyor. Bartın'da bisikletli olmak şimdi daha bir ayrıcalık.
hayat herşeye rağmen devam ediyor