vekadınlarıyla temas etmemek gibi zoraki ve aşırı birtakım tedbirlere başvurmayı kararlaş-tıran ve bu hareketlerine takva duygularını, ibadet düşkünlüklerini veya günahlarının çoklu-ğunu gerekçe yapmak isteyen birkaç sahabeyi haber alınca: "Sizin içinizde Allah'tan en çok korkanınız benim.
Yalansöylemek olur. Takvâ sâhibi olanlara “Müttekî” denir. Verâ ve zühd de, Allah’tan korkmanın meyveleridir. Allahü teâlânın evliyâsı olmak, takvâ iledir. “Allahü teâlâyı en iyi tanıyanınız ve O’ndan en çok korkanınız benim!” Abdullah ibni
8 ve “Allâh mü’minlerin görüp, gözetip, kollayanıdır, onların dostudur.” (Al-i İmran s. 68) buyurmuştur. İşte bu dostluğa binaen mü’min, Allâh (c.c.)’dan hakkıyla korku üzerine bulunmalıdır. Cenâb-ı Hâkk: “Allâh indinde en keriminiz, en sevimli olanınız, Allâh’tan en çok korkanınızdır.” (Hucurat s.
SözleriRasûlullâh'a (sav) ulaşınca şöyle buyurdu: "Unutmayın ki ben -vallahi- Allah'tan en çok korkanınız ve sakınanızım; bununla beraber bazen oruç tutarım bazen tutmam, namaz kılarım, uyurum ve kadınlarla da âile hayatı yaşarım; imdi benim yolumu terkeden benden değildir!"10
Bilmişolunuz ki vallahi ben Allah’tan en çok korkanınız ve (haramlarından) en fazla korunanınızım. Ancak ben bazen (nafile) oruç tutarım bazen de tutmam. (Gecenin bir kısmında) namaz kılarım ve (bir bölümünde ) uyurum. Kadınlarla da evlenirim. (İşte benim yolum, budur).
Fakatşunu iyi biliniz ki, ben sizin Allah’tan en çok korkanınız ve günahlardan korunanızım. Bununla beraber ben (ramazan ayı dışında) bazen oruç tutarım bazı günlerde tutmam. Gece kalkar namaz kılarım ve uyurum da. Kadınlarla da evlenir, yuva
wiQeQT. “Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını arayarak, Allah’ın sana helâl kıldığı şeyi niçin sen kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” Tahrim, 66/1 Bu ayet, yüce kitabımız Kur’an’ın Tahrim suresinin ilk ayetidir. Sure adını ilk ayette geçen “Haram Kılma” ifadesinden almaktadır. Sözlükte yasak anlamına gelen haram, dinî bir terim olarak, kesin bir delille, açık bir şekilde yapılmaması istenen fiildir. Bu ayetteki sesleniş, özelde Peygamberimize olsa da genelde tüm inananlaradır. Bilhassa teşri açısından yani Allah adına hüküm koyma açısından konuya baktığı-mız zaman “Ey peygamber! Eşlerinin rızasını arayarak, Allah’ın sana helâl kıldığı şeyi niçin sen kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” hitabıyla yüce Allah Peygamberimizin şahsında hem O’nu hem de tüm inananları uyarmaktadır. Haram kılma konusunda peygamberler tarihine baktığımız zaman peygamberli-ğin mahiyeti ve peygamberlerin getirdiği vahiylerin hakkıyla anlaşılmadığı dönem-lerde bazı problemlerin oluştuğunu görmekteyiz. Bu bağlamda Hz. Muhammed önceki peygamberlerden bilhassa Hz. İsa’nın tebliğ ettiği mesajın insanlar tarafından yeterince ve gereğince anlaşılmaması Hz. İsa’ya tanrılık yakıştırılmasına ve kendilerini toplumdan soyutlayan ruhanîler sınıfının oluşmasına sebep olmuş-tur. Kendilerini rûhânî olarak ilan eden insanların Tanrı adına otorite kullanır hâle gelmeleri yüce Allah tarafından Kur’an’da eleştirilen bir durumdur. Hz. Peygamberi-miz de ümmetin benzer duruma düşmemesi için Müslümanlara uyarılar yapıyordu. Resûlullah peygamberlik görevinin tamamlanmasına doğru giden bir sü-reçte, bu âyetlerde Peygamberimizin beşerîlik yönü ön plana çıkarılmaktadır. Ayrıca Hz. Peygamberin vahyin kontrolü dışında kalabilecek dinî nitelikte bir tasarrufunun olamayacağının özel olarak vurgulanması da ayrı bir önem taşımaktadır. Bu bağlamda kaynaklarda Osman b. Maz’ûn hadisi diye meşhur olan rivayette de görüldüğü gibi zaman zaman aşırıya kaçan kişiler Hz. Peygamber Efendimi-zin müdahalesiyle karşılaşmış ve aşırılıktan vazgeçirilmişlerdir. Şöyle ki Enes b. Malik’ten şöyle rivayet olunmuştur “Bir kere Ashab’dan üç kişi Nebi bunların bilemedikleri gizli ibadetini sormak ve öğrenmek üzere Peygamber’in kadınlarının evlerine gelmişlerdi. Bunlara Peygamber’in ibadeti nin kemiyet ve keyfiyeti haber verilince güya azımsayarak bir ağızdan Biz nerede, Resûlullah nerede? Muhak-kak ki Allah Peygamber’inin geçmiş olan ve gelecekte işlenmesi muhtemel bulunan bütün günahlarını mağfiret etmiştir” dediler. Sonra da şöyle ahdettiler İçlerinden birisi Ben ge-celeri daima namaz kılacağım, dedi. Diğeri de Ben de her zaman her gün oruç tutaca-ğım, dedi. Üçüncü birisi Ben de kadınlardan ayrı yaşayacağım, hiç evlenmeyeceğim, dedi. Onlar bu söz üzerinde iken Resûlullah bunların yanına gelerek -Siz şöyle şöyle söyleyen kimselersiniz değil mi? Fakat şunu biliniz ve iyi düşününüz ki Ben sizin Allah’tan en çok korkanınız ve korunanınız bulunuyorum. Bununla beraber ben gâh oruç tutarım, bazı günlerde tutmam. Gecenin bir kısmında namaz kılarım. Bir kısmında da uyurum. Kadınlarla da evlenirim. İşte benim sünnetim budur. Her kim benim yolumda gitmez de ondan yüz çevirirse, benden değildir” buyurdu “Savm”, 55; Müslim, “Sıyâm”, 182. Genelden özele giderek Tahrim Suresi 66/1-5 ayetlerin anlaşılması için temel dinî eserlere baktığımızda pek çok rivayet görmekteyiz. Bunları özetleyecek olursak Peygamberimiz esasen helâl olan bir şeyi kendisine yasaklamıştı. Yüce Allah da, eşlerinin hatırına veya onlar sebebiyle kendisini böyle bir mahrumiyete itmesinin doğru olmadığını bu ayet ile bildirerek, böyle bir karar yemin eşliğinde verilmiş olsa bile, üzerinde ısrar edilmesi uygun olmayan yeminlerden vazgeçip kefaret öde-me tarzında şer’î bir yol bulunduğunu hatırlatmıştır. Ayrıca bu konuda Kur’an’dan anlayabileceğimiz öğütlerden biri Peygamberliğin önemi ve mahiyeti diğeri ise aile sorumluluğunun önemidir. Nitekim Resûlullah’ın yeme içme, aile hayatı gibi durumları onun beşerî yönüyle ilgili olduğu için kendisinden insan tabiatını aşması istenmemiş; sadece, eşlerinin aklına ve gönlüne hitapla bulundukları konumu hatırlatılarak bu konudaki tercih yapmalarını istemesi uygun görülmektedir. Geniş bilgi için bk. Elmalı, Hak Dini Kur’anDili, VII/5104-5122; Kur’an Yolu, V/401-408
Peygamber Efendimiz ibadetlerde ölçülü olmayı ve amellerde devamlılığın sağlanmasını öğütlemiştir. Resul-i Ekrem Efendimiz bir hadisinde "Gücünüzün yettiğini yapın. Allah'a yemin ederim ki siz usanırsınız da Allah usanmaz. Allah'ın en sevdiği ibadet, kişinin az da olsa devamlı yaptığı ibadettir" buyurmuştur. Belirli ölçülerde ancak devamlı olarak yapılan ibadetlerin feyzini anlatmış, aşırıya kaçılan ibadetlerin nefse ağır gelebileceğini, devamlılığının sağlanamayacağını, ibadetleri terk etmenin doğru olmadığını vurgulamıştır. İbadetlerde ölçülü olmaya ve amellerde devamlılığa dair ayet ve hadisleri derledik. Giriş Tarihi 0936 Güncelleme Tarihi 1424 1 23 Tâhâ. Ey Muhammed! Biz, Kur'an'ı sana sıkıntı çekesin diye indirmedik. Tâhâ, 1-2 2 23 ...Allah, sizin için kolaylık diler, zorluk dilemez... Bakara, 185 3 23 Hz. Âişe'nin ra anlattığına göre yanında bir kadınla otururken Resûlullah içeri girer ve Hz. Âişe'ye, "bu kadın kimdir" diye sorar. Hz. Âişe "Bu, filan kadındır" diyerek kadının kıldığı namazlardan bahseder. Resûlulah "Tamam, anlatma! Gücünüzün yettiğini yapın. Allah'a yemin ederim ki siz usanırsınız da Allah usanmaz. Allah'ın en sevdiği ibadet, kişinin az da olsa devamlı yaptığı ibadettir" buyurdu. Buhârî, Îmân, 32; Müslim, Müsâfirîn, 221 Fİkriyat Kur'an-ı Kerim uygulaması için tıklayın. 4 23 Enes ra anlatıyor Üç kişi Peygamber'in eşlerinin evlerine gelerek onun nasıl ibadet ettiğini sordular. Anlatılınca da, sanki onu azımsadılar ve "Peygamber'in yanında biz kimiz ki! Onun geçmiş ve gelecek bütün günahları bağışlanmıştır" dediler. Aralarından birisi "Ben, yaşadığım müddetçe geceleri hep namaz kılacağım" dedi. Diğeri "Ömrüm boyunca oruç tutacağım, asla oruçsuz günüm olmayacak" dedi. Üçüncüsü de "Kadınlardan uzak kalacağım ve hiç evlenmeyeceğim" dedi. Peygamber bunların yanına geldi ve onlara "Şöyle şöyle diyenler siz misiniz? Allah'a yemin ederim ki, Allah'tan en çok korkanınız ve ona karşı gelmekten en çok sakınanınız benim. Böyle olduğu hâlde ben bazen oruç tutuyor, bazen de tutmuyorum. Hem namaz kılıyorum hem de uyuyorum ve kadınlarla evleniyorum. Benim sünnetimden yüz çeviren, benden değildir" dedi. Buhârî, Nikâh, 1; Müslim, Nikâh, 5 5 23 İbn Mes'ûd'dan ra rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber "Söz ve fiillerinde aşırı gidenler helâk oldular." buyurdu ve bu sözü üç defa tekrarladı. Müslim, İlim, 7
Rabbimiz Yüce Allah her şeyi bir denge üzerine yaratmıştır. İbadetlerde de dengeli olmayı tavsi etmiştir. Bu konuda aşağıdaki hadis-i şerif bize ışık tutmaktadır. Enes ibni Mâlik radıyallahu anh şöyle dedi Peygamber Efendimizin nâfile ibadetlerini öğrenmek üzere, sahâbeden üç kişilik bir grup, Peygamber hanımlarının evlerine geldiler. Kendilerine Efendimiz’in ibadetleri bildirilince, onlar bunu azımsadılar ve - Allah’ın Resûlü nerede biz neredeyiz? Onun geçmişteki ve gelecekteki günahları bağışlanmıştır, dediler. İçlerinden biri - Ben ömrümün sonuna kadar, bütün gece uyumaksızın namaz kılacağım, dedi. Bir diğeri - Ben de hayatım boyunca gündüzleri oruç tutacağım ve oruçsuz gün geçirmeyeceğim, dedi. Üçüncü sahâbî de - Ben de sağ olduğum sürece kadınlardan uzak kalacak, asla evlenmeyeceğim, diye söz verdi. Bir müddet sonra Peygamberimiz onların yanına geldi ve kendilerine şunları söyledi - “Şöyle şöyle diyen sizler misiniz? Sizi uyarıyorum! Allah’a yemin ederim ki, ben sizin Allah’tan en çok korkanınız ve O’na en saygılı olanınızım. Fakat ben bazan oruç tutuyor, bazan tutmuyorum. Gece hem namaz kılıyor, hem de uyuyorum. Kadınlarla da evleniyorum. Benim sünnetimden yüz çeviren kimse benden değildir.” Buhârî, Nikâh 1; Müslim, Nikâh 5. Ayrıca bk. Nesâî, Nikâh 4 Açıklamalar Sahâbe, Hz. Peygamber’in her türlü halini, yaşayışını ve davranışını öğrenmek, bilmek istiyordu. Çünkü onu kendilerine yegâne önder ve örnek kabul ediyorlardı. Allah Teâlâ, dünya ve âhirette mutlu olmak isteyen mü’minlerin, Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’i örnek edinmelerini emir ve tavsiye etmişti. Bunu en iyi anlayan ve ilk olarak uygulayan “örnek nesil” sahâbe toplumu oldu. Bilindiği gibi Enes ibni Mâlik, Peygamber Efendimiz’in Medine’ye hicretinden vefat ettiği zamana kadar ona hizmet etmiş bir sahâbîdir. Enes, Resûlullah’ın evi ve aile çevresinde cereyan eden olayları en iyi bilen sahâbîlerden biriydi. Nitekim, bu konularla ilgili pek çok rivayetleri bulunmaktadır. Bu hadiste adları zikredilmeyen üç kişi, Ali İbni Ebû Tâlib, Abdullah İbn Amr ve Osman İbni Maz’ûn’dur. Bu sahâbîler, Peygamberimiz’in farz ibadetler dışında evinde yaptığı nâfile ibadetleri öğrenmek üzere gelmişlerdi. Onların gayesi, Resûl-i Ekrem’in nâfile ibadetlerinin mikdarını öğrenip aynını yapmak, böylece onun fiilî sünnetine uymaktı. Çünkü farz ibadetler, hem bütün ashâb tarafından biliniyor, hem de Peygamberimiz farz namazları mescidde kılıyordu. Hz. Peygamber’in nâfile ibadetlerini öğrenen sahâbîler, bunları kendileri açısından az buldular. Bunun sebebini de, onun geçmiş ve gelecek günahlarının Allah tarafından affedilmiş olmasına bağladılar. Hz. Peygamber ile kendileri arasında çok fark olduğunu, onun mâsum ve günahsız, kendilerinin ise günahkâr olduğunu düşündüler. Sahâbîlerin böyle düşünmesi, mükemmel bir edep örneğidir. Çünkü onlar, Peygamber’in nâfile ibadetlerinin beklediklerinden daha az olmasını onun kemâline, günahsızlığına bağlamışlar, onda noksanlık arama gibi bir düşünceyi akıllarından geçirmemişlerdir. Gerçekte Peygamberimiz’in nâfile ibadetlerinin azlığı da ümmet için bir rahmet vesilesidir. Bu yönde kendisini örnek alanlar, herhangi bir kayba ve zarara uğramadıkları gibi kimse tarafından da kınanmazlar. Daha önce de ifade edildiği gibi, az da olsa sürekli olan ibadetler makbuldür. Çünkü herkesin her zaman çok ibadet etmeye gücü yetmez. Ayrıca, azlığın ve çokluğun bir ölçüsünü bulmak da mümkün değildir. Bu sebeple her fert, gücünün yettiği kadar nâfile ibadet yapmakta serbest bırakılmıştır. Her konuda olduğu gibi ibadetlerde de haddi aşmak doğru görülmemiştir. Çünkü insan yalnız kendisinden ibaret değildir. Kendi nefsimizin olduğu kadar, eş ve çocuklarımızın, yakınlarımızın, komşularımızın ve bütün insanların bizim üzerimizde hakları vardır. İnsan, güç ve kuvvetini devam ettirebilmek için yiyip içmek, neslini devam ettirebilmek için evlenip çoğalmak zorundadır. Bu sebeple Peygamber Efendimiz, her üç sahâbenin hadisimizde geçen davranışlarını uygun bulmamışlardır. Devam edecek…. Bu yazı toplam 408 defa okunmuştur.
- 0100 Son Güncelleme - 0100 Anasayfa > Haber > Allahtan en çok korkanınız benim! Süfyan bin Abdullah Sakafi anlatır Peygamber efendimize Ya Resulallah! Bana, İslamiyet hakkında öyle bir şey söyle de senden sonra, o hususta hiç kimseye sormayayım? dedim. Süfyan bin Abdullah Sakafi anlatır Peygamber efendimize Ya Resulallah! Bana, İslamiyet hakkında öyle bir şey söyle de senden sonra, o hususta hiç kimseye sormayayım? dedim. Resul aleyhisselam Rabbim Allah! de! Sonra da, istikamet et! buyurdu. Ya Resulallah! Benim hakkımda en çok korkacağın şey hangisidir? diye sordum. Kendi dilini tutarak İşte, budur! buyurdu. Hz. Enes bin Malikin bildirdiğine göre Peygamber aleyhisselamın Eshabından birkaç kişi ki, Hz. Ali, Hz. Abdullah bin Amr bin As ve Hz. Osman bin Mazundan ibaret üç kişilik bir cemaat, Peygamber aleyhisselamın Zevcelerinin evlerine geldiler. Peygamber aleyhisselamın gizlice yaptığı ibadetini sordular. Kendilerine haber verilince galiba, onları, az buldular ki Biz nerde, Peygamber aleyhisselam nerde! Allah, Onun geçmiş ve gelecek bütün günahlarını bağışlamıştır! dediler. Onlardan birisi Ben, geceleri, temelli namaz kılacağım! O birisi Ben de, hep oruç tutup duracağım, hiç bırakmayacağım! Başka birisi Ben, kadınlardan uzak kalacağım. Kadınlarla hiç evlenmeyeceğim! Kimisi Ben, hiç et yemeyeceğim! Kimisi Ben, döşek üzerinde yatıp uyumayacağım! dedi. Resul aleyhisselam, onların yanlarına vardı. Allaha hamdü senada bulunduktan sonra Şu cemaatlara ne oluyor ki, şöyle şöyle söylemişler! Yoksa, şöyle şöyle söyleyenler, sizler misiniz?! Vallahi, sizin, Allahtan en çok korkan ve sakınanınız, benim! Fakat, ben, hem namaz kılarım, hem de uyurum. Hem oruç tutarım, hem de tutmam. Kadınlarla da, evlenirim. Kim, benim Sünnetimden yüz çevirirse, benden değildir! buyurdu. Onları, istikamet ve itidale sevk etti. Peygamberimlizin bir özelliği de sıddık oluşudur. Nitekim, yüce Allah Kim, Allaha ve Peygamberine itaat ederse, işte onlar, Allahın, kendilerine nimetler verdiği Peygamberlerle, sıddiklarla, şehidlerle ve iyi insanlarla beraberdirler. Onlar, ne iyi arkadaştır! Nisa 69 buyurmuştur. Sıdk Doğruluk, sözü, haberi doğru ve gerçek söylemek, doğru ve gerçek sözlü olmak demektir ki, yalanın, yalancılığın zıddıdır. Tasavvuf büyüklerdine göre Sıdk, ölünecek yerlerde bile, hakkı, gerçeği söylemektir. Yalandan başka bir şeyin onu kurtaramayacağı bir yerde bile, doğruyu söylemektir. Her şeyin direğidir. Her şey, sıdk ile tamamlanır, düzenini, onunla bulur. Yarın Bütün insanların en doğru sözlüsü Piyasalar Fark % % % % % %
Mehmet Oruç Süfyan bin Abdullah Sakafi anlatır Peygamber efendimize Ya Resulallah! Bana, İslamiyet hakkında öyle bir şey söyle de senden sonra, o hususta hiç kimseye sormayayım? dedim. Resul aleyhisselam Rabbim Allah! de! Sonra da, istikamet et! buyurdu. Ya Resulallah! Benim hakkımda en çok korkacağın şey hangisidir? diye sordum. Kendi dilini tutarak İşte, budur! buyurdu. Hz. Enes bin Malikin bildirdiğine göre Peygamber aleyhisselamın Eshabından birkaç kişi ki, Hz. Ali, Hz. Abdullah bin Amr bin As ve Hz. Osman bin Mazundan ibaret üç kişilik bir cemaat, Peygamber aleyhisselamın Zevcelerinin evlerine geldiler. Peygamber aleyhisselamın gizlice yaptığı ibadetini sordular. Kendilerine haber verilince galiba, onları, az buldular ki Biz nerde, Peygamber aleyhisselam nerde! Allah, Onun geçmiş ve gelecek bütün günahlarını bağışlamıştır! dediler. Onlardan birisi Ben, geceleri, temelli namaz kılacağım! O birisi Ben de, hep oruç tutup duracağım, hiç bırakmayacağım! Başka birisi Ben, kadınlardan uzak kalacağım. Kadınlarla hiç evlenmeyeceğim! Kimisi Ben, hiç et yemeyeceğim! Kimisi Ben, döşek üzerinde yatıp uyumayacağım! dedi. Resul aleyhisselam, onların yanlarına vardı. Allaha hamdü senada bulunduktan sonra Şu cemaatlara ne oluyor ki, şöyle şöyle söylemişler! Yoksa, şöyle şöyle söyleyenler, sizler misiniz?! Vallahi, sizin, Allahtan en çok korkan ve sakınanınız, benim! Fakat, ben, hem namaz kılarım, hem de uyurum. Hem oruç tutarım, hem de tutmam. Kadınlarla da, evlenirim. Kim, benim Sünnetimden yüz çevirirse, benden değildir! buyurdu. Onları, istikamet ve itidale sevk etti. Peygamberimlizin bir özelliği de sıddık oluşudur. Nitekim, yüce Allah Kim, Allaha ve Peygamberine itaat ederse, işte onlar, Allahın, kendilerine nimetler verdiği Peygamberlerle, sıddiklarla, şehidlerle ve iyi insanlarla beraberdirler. Onlar, ne iyi arkadaştır! Nisa 69 buyurmuştur. Sıdk Doğruluk, sözü, haberi doğru ve gerçek söylemek, doğru ve gerçek sözlü olmak demektir ki, yalanın, yalancılığın zıddıdır. Tasavvuf büyüklerdine göre Sıdk, ölünecek yerlerde bile, hakkı, gerçeği söylemektir. Yalandan başka bir şeyin onu kurtaramayacağı bir yerde bile, doğruyu söylemektir. Her şeyin direğidir. Her şey, sıdk ile tamamlanır, düzenini, onunla bulur. Yarın Bütün insanların en doğru sözlüsü
allah tan en çok korkanınız benim