BuProtestan duygu (arka planda Munch’un dua eden babası tarafından ortaya çıkarılmıştır) ve bunun dehşet tonu, sanatçının isyanını açıklamaktadır. Sophie’nin küçük kız kardeşinin yaşadığı şoku ve çaresizliği kayıt altına alan bu eserde, aile hem kederle tecrit edilmiş hem de kayıp üzerinden birleşmiştir.
OsmanlıDevleti Gerileme Dönemi, Osmanlı tarihinde Karlofça Antlaşması’ndan (1699) başlayarak, Yaş Antlaşmasına kadar (1792) geçen süreye denir.. Sebepleri
İstanbul’daki isyanların tamamı kapıkulu ordusu tarafından çıkarılmıştır. Bu isyanların sebebi devlet adamları arasındaki iktidar mücadeleleri ile ekonomik ve mali sebeplerden kaynaklanıyordu. Yeniçerilerin ilk isyanları Fatih zamanına kadar uzanır. Bu isyanın sebebi padişah ile veziriazam arasındaki mücadelesiydi.
İstanbulMekteb-i Tıbbiye muallimlerinden Doktor Abdullah Bey ile Marko Paşa tarafından, Mecrûhin-i ve Marda-yı Askerîye İmdad ve Muavenet Cemiyeti adıyla bir cemiyet nizamnamesi kaleme alınmıştır. 1876 yılında gerçekleşen isyanlar (Sırbistan ve Karadağ İsyanları), olağanüstü durumlarda sıhhî yardımların hayati
İstanbulHükümetince oluşturuldu. İstanbul boğazını TBMM’ye kapatmak hedefindedir. Ali Fuat CEBESOY tarafından bastırıldı. Kuva-i İnzibatiye en az uğraştıran isyandır. Sonuçta Kuva-i Milliyeye katılmıştır.
İstanbul Hükümeti tarafından doğrudan çıkartılan isyanlar İngiltere destekli isyanlardır. Eski Osmanlı Subayı olan Ahmet Anzavur’un İngiltere tarafından silahlandırılıp TBMM’nin üzerine salınmıştır. Ayrıca Kuvayıinzibatiye isyanları da İngiltere destekli çıkmıştır.
eLqolb. EğitimTehcir Kanunu Nedir? Kısaca Tehcir Kanunu Hangi Amaçla Çıkarılmıştır?Tehcir Kanunu Osmanlı Devleti tarafından 27 Mayıs 1915 yılında güvenlik unsurunun gözetilmesi maksadıyla alınmış olan bir kanundur. Peki bu kanun başka ne gibi amaçlar için çıkartılmıştır? Osmanlı Devletinin hangi bölgelerinde etkili olmuştur? Bu kanunu çıkartmayı gerekli kılan unsurlar neydi? İşte, Tehcir Kanununun ne anlama geldiği ve çıkarılma amaçlarını - 0344 Son Güncellenme - 0344 Güncelleme - 0344 Birinci Dünya Savaşını gerçekleşmekte olduğu zamanlarda zayıf Osmanlı Devletine karşı bir çok ayaklanma ve isyanlar gerçekleşmiştir. Bir taraftan savaş ile uğraşan Osmanlı Devletinin bu ayaklanmaları önleyecek askeri gücü kalmamıştı. Tehcir Kanunu ile hem vatandaşların savaştan etkilenmesini önlemek hem de isyancıların birleşmesi engel olmak hedeflenmiştir. Tehcir Kanunu Nedir? Bu kanun, Sevk ve İskan Kanunu, göç kanunu ya da yer değiştirme kanunu olarak da bilinmektedir. Zayıf düşen Osmanlı Devletinin tüm askeri unsurlarının Birinci Dünya Savaşı cephelerinde olmasını fırsat bilen bazı iç unsurlar, dış devletlerinde kışkırtmaları ile isyan, ayaklanma ve karışıklık çıkarma arzusuna girmişlerdir. Osmanlı Devleti de bu yapılaşmaya engel olmak, Türk vatandaşlarının can ve mal güvenliğine kast edenleri ilgili yörelerden uzak tutmak, isyancıların birleşmesini engellemek maksadı ile Tehcir Kanunu çıkararak bu toplulukları başka güvenli bölgelere aktarmıştır. Kısaca Tehcir Kanunu Hangi Amaçla Çıkarılmıştır? Osmanlı Devletinin içinde bulunduğu durumu fırsat bilen bazı kesimler hıyanet ve casusluk politikalarına gittikçe ağırlık vermeye başlamışlardır. Ayrıca buralarda bulunan masum Türk vatandaşlarına zarar vermeye hatta katletmeye kadar ilerlemişlerdir. Bu durumu gören Osmanlı Devleti hem bu oluşumları engellemek hem de vatandaşlarının savaşlardan zarar görmesini engellemek maksadıyla halkı güvenli bölgelere göçmesi için bu kanunu çıkartmıştır. Göç esnasında tüm güvenlik önlemleri alınmıştır. Göçün güvenli bir şekilde gerçekleşmesi ve vatandaşların güvenli bölgelere sevki için gereken tüm önlemler alınmıştır. Burada devlet, vatandaşlarının Birinci Dünya Savaşının ilgili cephelerinde zarar görmesini önlemeyi hedeflemiştir.
Merkezi Yönetimin Bozulması Ekonominin Bozulması Askeri Sistemin Bozulması Sosyal Alandaki Bozulmalar Eğitim Sisteminin Bozulması Dış Etkenler Başarısız savaşlar İç İsyanlar Özel olarak Osmanlı Devleti’nin önce duraklama ve sonra gerilemesinin açıklanmasında, Kanuni sultan Süleyman’dan sonra gelen padişahların büyük bir çoğunluğunun yeteneksizliği, zevk ve sefa düşkünlüğü ve kimin de psikolojik bakımdan dengesizliği, önemli bir neden olarak gösterir. Bu tümüyle doğru bir açıklama olmaz. Osmanlı devletinin zayıflamasının asıl açıklayıcı nedenleri, bir yanda genel olarak İslam dünyasının yukarıda anlatılan zayıflıklarında, öte yanda Osmanlı Devleti’ne özgü yapısal bozukluklarda aranmalıdır. Batı Avrupa’nın güçlü devletlerinde, belki de Osmanlı tahtındakilerden daha yeteneksiz ve daha dengesiz monarkların sayısı az değildir. Ama bu durum, o devletlerin güçlenmelerini ya hiç etkilememiş ya da çok kısa süreli olarak durdurmuştur. Bu bakımdan şimdi yapılması gereken, İslam dünyasının gerileme nedenlerine ek olarak, Osmanlı Devleti’ne özgü yapısal bozukluklar üzerinde durmaktır. Böyle bir yaklaşım, büyük bir devletin zayıflamasının nedenlerini daha açıklayıcı, öğretici, kısaca daha bilimsel bir temel üzerine oturtabilir. Çünkü büyük devletler bu iki yöneticinin kişiliği ya da davranışıyla değil, çok temel tarihi, ekonomik, toplumsal ve siyasal güçler tarafından yıkılırlar, “ölümleri” de hasta yatağında değil, büyük bir savaşın sonunda olur. Osmanlı Devlet’i bir istisna değildir. Karşı konulamaz güçler zayıflatmışlar, I. Dünya Savaşı da yıkmıştır. Osmanlı Devleti’nde başlayan uzun duraklama, gerileme ve yıkılma dönemlerinin en belirgin göstergesi, Avrupa’da Fetihlerin durmuş olmasıdır. Bu aynı zamanda zayıflama sürecine girilmesinin en önemli nedenleri arasındadır. Osmanlılarda Avrupa içindeki fetihler üç açıdan devletin güçlenmesini sağlamıştı. Her şeyden önce Müslüman güç olarak Hıristiyan Avrupa’ya karşı savaş, Osmanlılara bir amaç duygusu, birlik ve beraberlik sağlamaktaydı. Devletin enerjisinin tümü bu yönde kullanılmakta ve gelecek savaşlarda başarı kazanmak için devletin yönetimi sıkı tutularak, hazinenin dolu olmasına dikkat edilmekteydi. İkinci olarak fetihlerin durmasıyla Osmanlı hazinesi yoksullaşmaya, ganimet gelirleri ve yıllık vergiler de azalmaya başladı. Pek önem verilmeyen, ama en az ilk ikisi kadar önemli olan bir başka unsur, yeni fethedilecek topraklar olmayınca, Osmanlı Devleti’nin o zamana kadar başarı ile sürdürdüğü nüfus yerleştirme politikasının da durmasıdır. Bunun sonucu olarak Anadolu’da nüfus gereğinden çok artınca, kişiler birbirini soymaya, gidecek yer olayınca kentleri doldurmaya ve kırsal bölgelerde karışıklıklar çıkarmaya başladılar. Kanuni Sultan Süleyman’ın iyi niyetli toprak reformunun monarkın isteklerinin aksine sonuçlar doğurması, zayıflamanın ikinci nedeni sayılabilir. Osmanlı toprak sisteminin temel kurumları olan has, zeamet ve tımar dağıtımını yerel düzeyde görülen aksaklıkların giderilmesi amacıyla yerel otoritelerden alınıp merkezin tasarrufuna bırakıldı. Bu davranış, o dönemde Batı Avrupa’da merkezi otoritenin güçlenmesi yolunda ve özellikle Fransa’da ortaya çıkan merkezileşme süreciyle yakın bir benzerlik gösteriyordu. Bu bakımdan yenilikçi bir hareket olarak değerlendirilebilir. Ama Osmanlı Devleti’nde bu toprak dağıtımı, zamanla iddiaların haklılığından çok, merkezde, sarayda çevrilen dolaplara konu oldu ve rüşvet alma gibi amaçlarla yapılmaya başlandı. Böylece, Kanuni Sultan Süleyman’ın amacının aksine, Osmanlı Devleti’nde büyük toprak sahipliğinin ve bunun üzerinde de ırsiyet ve miras hakkının doğduğu görülüyor. Bu da, o tarihe kadar Osmanlı fetihlerini büyük ölçüde kolaylaştırmış bulunan ve toprak sahiplerine büyük yararlar sağlayan Osmanlı toprak sisteminin ortadan kalkmasına ve toprak sahibi köylünün büyük toprak sahipleri tarafından sömürülmesine yol açmıştır. Böylece artık Avrupa köylüsü Osmanlı’yı kurtarıcı gözüyle görmemeye başlamış ve ağır vergi yükünün altında ezilmiştir. Zayıflamanın üçüncü nedeni, merkezdeki yönetici kadrosunun bozulmasıdır. Daha önce padişahın yönetici maiyeti, kökeni genellikle köylü olanlardan oluşmaktaydı ve bunlar kırsal alanların sorunlarını çok iyi biliyorlardı. Ama 16. yüzyılın sonlarına doğru padişahın yönetici çevresi içine tümüyle kentlerde yaşayan kişiler girmeye başladı. İşin daha da kötüsü, bunlar aile nüfuzu ya da parayla bu yüksek yerlere geliyorlardı ve yerlerini ölmelerinden sonra oğulları alıyordu. Bunun kaçınılmaz sonucu olarak, Osmanlı Devleti’nde “nepotizm” yüksek devlet mevkilerinin akraba ya da çok yakın arkadaşlara bırakılmasını sağlayan kayırma sistemi uygulaması başladı. Bu koşullar altında, padişahların devlet yönetimine sahip olamamaları, boş vermişlik, sorumlulukların dağıtılması ve yönetim ilkelerine bağlılığın ortadan kalkması sonucunda, merkezi otorite bozulmuş ve zayıflamıştır. Daha önce hükümdarın mutlak kişisel otoritesine bağlı ve onun maiyeti tarafından etkili bir biçimde yönetilen devlet, padişahların otoritelerinin sarsılmasıyla parçalanmaya, karışıklıklara ve düzensizliğe uğramıştır. Zayıflamanın salt ekonomik nedenlerinin incelenmesinde şu noktalar ağır basmaktadır. Birincisi, ekilen toprağın büyüklüğünde herhangi bir değişiklik olmaksızın, nüfusun hızla artmış olmasıdır. İkincisi, Yeni Dünya’dan İspanyol Amerikan altına Avrupa’ya sokulunca fiyatlarda artış olmasıdır. Bu da Osmanlı parasının değerinin düşmesine ve yüksek enflasyona yol açtı. Avrupa’nın öteki devletlerinde de aynı enflasyonun varlığına daha önce değinilmişti. Ama bu devletler, şimdi gelişmiş olan ticaretleri ve Osmanlı Devletinkinden daha sağlam olan ekonomik yapılarıyla, enflasyonun etkilerini kısa sürede geçiştirdiler ve belki de bu enflasyonist gidişten uzun vadede yararlandılar. Osmanlı Devleti bu ekonomik sıkıntıyı bir türlü atlatamadı. 1584 yılındaki devalüasyonla altın para %50 oranında değer kaybetti ve askerlerin maaşlarının verildiği gümüş sikkeler eritilerek daha ince kalıpla basıldı, içindeki bakır oranı artırıldı. 16. yüzyıl boyunca Osmanlı nüfusu iki kat arttı ve Avrupa’da genişleme olanağı kalmayınca bu nüfusu yerleştirecek toprak kıtlığı çekilmeye başlandı. Toprak kıtlığı köylüleri ve özellikle gençleri başka yerlerde yaşamlarını kazanmaya itti. Osmanlıların “lonca” sistemine dayanan ekonomisi, toprak ürünlerinin dışında herhangi bir ekonomik kaynağın gelişmesine de izin vermiyordu. Kıbrıs’ın alınması, sorunu biraz ertelemişti ama özellikle Anadolu, işsiz, topraksız ve köksüz kişilerle doluydu ve bunlar yerel haydutların paralı askerliği gibi buldukları her türlü işe girmeye başladılar. Hazine, büyüyen açığı kapatmak için vergileri artırarak yeni kaynaklar arama yoluna gitti. Bunun yüküyse gerek merkezi, gerek yerel yönetimler kanalıyla köylünün sırtına bindi. Enflasyonun yükü daha çok sabit gelirlilerin yani asker, sivil ya da adli olsun, memurların üzerindeydi. Bu ise, onları rüşvete, kötü yola ve köylülerden hukuk dışı vergi istemeye itti. Zayıflamanın askeri nedenleri arasında, “yeniçeri ocağı’nın bozulması büyük önem taşıyor. Topraksal genişlemenin durmasının bir başka sonucu da Hıristiyan kökenli asker bulmanın artık olanaksızlaşmasıdır. Bu, silahlı kuvvetlere çok sayıda Müslüman nüfusun alınması sonucunu doğurmuştur. Böylece, devlet içindeki çeşitli askeri ocakların bileşimi, dayanışma duygusu ve askeri disiplinleri bozulmuş oldu. 16. yüzyılın ortalarında yeterli sayıda seferin yapılmamasından aylak kalan ve ekonomik durumunun kötülüğünden dolayı maaşlarını düzenli alamayan yeniçerilere zanaatkârlık yapma izin verilmiş ve böylece ticaret hayatına atılan ve İstanbul tüccarlarıyla kaynaşan ocağın savaşma hevesi ve disiplini kaybolmuştur. Ayrıca Kanuni Sultan Süleyman döneminde evlenmelerine izin verildiğinden, yeniçeri ocağı bir de babadan oğla geçen bir niteliğe kavuşmuştur. Dolaysıyla, 16. yüzyılın sonlarına doğru yeniçeriler karışıklık çıkaran ve yıkıcı isteklerde bulunana bir ocak biçimine dönüştü. Örneğin, 1589′da değeri düşürülen parayla maaşları verilince ayaklanarak Topkapı Sarayı’na kadar girdiler ve Divan toplantıdayken padişahtan sorumlu yetkililerin kafalarını istediler. Bu isteğin yerine getirildiğini söylemek, devletin içine düştüğü durumu anlamaya yeter. Üstelik, 1593′te sipahiler ayaklandığı zaman bu isyan yeniçeriler tarafından bastırılmış ve böylece iki ocak arasındaki rekabetten yararlanmak gelenek halini almıştır. Bunun yıkıcı sonuçlarını söylemeye bile gerek yok. Osmanlı devletinin zayıflama nedenleri arasına konan ve ne anlama geldiği de pek belli olmayan bir “devletin doğal yayılma sınırlarına kavuşması” olgusu vardır. 18. yüzyıldan bakıldığında Rusya’nın “doğal sınırları”nın neresi olduğu iki aşağı üç yukarı belliydi. Bu devlet daha sonraki yüzyıllarda Moğolistan, Afganistan’ın kuzeyi, Kafkasya’nın güneyi, Polonya’nın doğu bölgesi ve Doğu Avrupa’nın geri kalan yerlerinde genişleyip güçlenirken, herhalde doğal sınırların ötesindeydi. Hele, 17. yüzyıla gelinip, ilk denizaşırı sömürge imparatorlukları kurulduğunda, “doğal sınırlar” kavramı, anlamını tamamen yitirdi. Örneğin, merkezi İstanbul olan bir “kara devleti” için Viyana kenti, belki karadan ele geçirilmesi olanaksız olmasa bile son derece zor bir işti. Ama, İtalyan yarımadasına denizden egemen olan bir devlet için, bu denli zor olmasa gerek. Fatih Sultan Mehmet gibi ufku çok geniş bir hükümdarın yapmak istediği de belki buydu. İstanbul’dan sonra Roma’yı ele geçirmek ve İtalyan yarımadasına egemen olduktan sonra, güneyden Avrupa’nın “emperyal kalbi” Viyana’yı çevirmek istemesi, mantığa uygun düşüyor. Aksi halde, 1479′da İtalyan yarımadasının güney ucundaki Otranto’yu eline geçirmesi ve gelecek saldırılar için burada Gedik Ahmet Paşa gibi en iyi komutanının yönetiminde asker bırakması nasıl açıklanabilir’ İtalya’nın dağınıklığını koruduğu, birçok kent-devletin birbirine düştüğü bir dönemde, iyi planlanmış ve hevesle yürütülen bir hareketle bu iş gerçekleşebilir, Roma ile Bizans’ın yıkılmasının doğurduğu büyük boşluk, dirlik ve güçlü bir devlet tarafından doldurulabilirdi. Ama büyük Fatih’in 1481′de genç yaşta ölmesi, bu ihtiraslı ama gerçeklikten pek uzak olmayan planın uygulanmasını engelledi. Üstelik ölümü üzerine Osmanlı Devleti’nde ilk kez başlayan taht kavgası sırasında II. Beyazıt’ın, kardeşi Cem Sultan’a karşı kullanmak üzere Gedik Ahmet Paşa’yı ve Otranto’daki kuvvetlerden büyük bir bölümünü geri çekmesi, Otranto’nun hemen düşmesine yol açarak planı tam anlamıyla tarihin derinliklerine gömdü. İngiltere, Hollanda, Portekiz gibi devletlerin deniz egemenliğinin büyük önem kazandığı dönemde doğal genişleme alanının sınırları hangi ölçütle, nasıl çizilebilir’ Bir Hindistan, bir Avustralya ve bir Amerika, çizilecek sınırların temel mantığını soramamaktadır. Tüm bu düşüncelerin ışığı altında, söylenebilecek olan, Osmanlı Devleti’nin zayıflamasının temel nedenleri arasına, devletin doğal yayılma alanlarının sınırlarına dayandığı varsayımından çok, açık denizlere tam anlamıyla egemen olmamasını koymak gerektiğidir. Osmanlı Devletinin Zayıflama Nedenleleri 1. Osmanlı merkezi yönetiminin bozulmasında; Şehzadelerin sancaklara gönderilmemesinden dolayı, devlet işlerinde yeterli bilgi ve tecrübeye sahip olmadan devletin başına geçmeleri. Padişahların tecrübesizliğinden yararlanan saray kadınlarının ve ağalarının devlet yönetiminde etkili olmaları. Küçük yaşta tahta çıkmaları 4. Mehmed 6 yaşında tahta çıkmıştır. Önemli makamların liyakata bakılmadan rüşvet ve iltimas yoluyla dağıtılması gibi nedenler etkili olmuştur. Devlet yönetiminde otoritenin sarsılması, halkın devlete olan güveninin azalmasına ve iç isyanların çıkmasına neden olmuştur. Deneyimsiz kişiler tahta geçmiş, bu nedenle merkezi yönetim bozulmuştur. 2. Ekonominin Bozulması 16. yüzyılın sonlarından itibaren Osmanlı ekonomisinin bozulmasında; Coğrafi Keşiflerin etkisiyle ticaret yollarının yön değiştirmesi ve gümrük gelirlerinin büyük ölçüde azalması 17. yüzyılda Avusturya ve İran ile yapılan savaşların yüklü harcamalara yol açması İhracatın azalması, ithalatın artması ve kapitülasyonların giderek Avrupalı devletlerin sömürü aracı haline gelmesi Sömürgelerden Avrupa’ya yüklü miktarda altın ve gümüşün gelmesi, bu madenlerin bir miktarının Osmanlı ülkesine girmesi ve paranın değerini düşürerek enflasyonu artırması Vergilerin yükseltilmesi üzerine köylerde yaşayan insanların vergilerini ödeyemeyerek tarımsal üretimi bırakmaları Saray masraflarının artması gibi nedenler etkili olmuştur. Köyden şehre göçler sonucu üretim azalmıştır fazladan asker alımı ile askeri masrafların artması gibi nedenlerde etkili olmuştur. 3. Askeri Sistemin Bozulması III. Murat döneminden itibaren kapıkulu ocaklarına kanunlara aykırı asker alınarak sayılarının artırılması Yeniçerilerin geçim sıkıntısını ileri sürerek askerlik dışında işlerle uğraşmaları İltizam sisteminin yaygınlaşması üzerine tımar sisteminin önemini kaybetmesi ve eyaletlerde asker yetiştirilmemesi Askeri bilgisi olmayan insanların komutanlık rütbelerine getirilmesi Avrupa’da meydana gelen harp teknolojisindeki gelişmelerin takip edilmemesi Yeniçerilerin sayılarının artmasıyla kendilerini büyük bir güç olarak görmesi. gibi etkenler Osmanlı askeri sisteminin bozulmasına neden olmuştur. 4. Sosyal Alandaki Bozulmalar Tımar sisteminin bozulması, nüfusun artması ve Anadolu’da çıkan Celali isyanları halkın devlete olan güvenini sarsmıştır. 17. yüzyılda başta İstanbul olmak üzere büyük şehirlerin nüfusları hızla artmış, bu durum şehirlerde işsizliğe ve güvenliğin bozulmasına neden olmuştur. Sonuç olarak, devlet bu isyanları güçlükle bastırdı ve halkın devlete güveni azaldı. 5. Eğitim Sisteminin Bozulması Eğitim sisteminin temelini oluşturan medreselerin çağın gerisinde kalması ve Avrupa’da eğitim alanında meydana gelen yeniliklerin takip edilmemesi Pozitif bilimlerin medreselerin müfredatından çıkarılması Medrese öğrenimi görmemiş pek çok kişiye ilmi rütbeler verilmesi Yeni doğmuş çocuklara müderrislik unvanının verilmesi ve beşik uleması diye adlandırılan bir sınıfın ortaya çıkması 6. Dış Etkenler Coğrafi Keşiflerle zenginleşen ve ekonomilerini güçlendiren Avrupa devletleri, Rönesans ve Reform hareketleriyle düşünce ve bilim hayatında önemli atılımlar yapmıştır. Osmanlı İmparatorluğu Avrupa’daki teknolojik ve bilimsel gelişmelere ayak uyduramamış, Avrupa’nın gerisinde kalmıştır. İmparatorluğun batıda iyana,doğuda İran’a kadar ulaşmasıyla imparatorluğun doğal sınırlara ulaşması. Avrupalıların Haçlı anlayışıyla Osmanlı İmparatorluğu’na hep birlikte saldırmaları duraklamaya neden olmuştur. 17. yüzyılda Osmanlı-Avusturya İlişkileri şu şekilde gelişmiştir 1593-1606 Devlet-i AliyeOsmanlı-Avusturya Savaşları silleci mehmet paşa döneminde imzalanan antlaşma tarafların karşılıklı saldırılarıyla bozulmuş ve iki devlet arasında savaşlar başlamıştır. İki devlet arasındaki savaş Avusturya’nın isteğiyle Zitvatorok Antlaşması imzalanarak sona erdirilmiştir 1606. Zitvatorok Antlaşması ile Osmanlı Devleti; keje, Eğri ve Estergon kaleleri Osmanlıya bırakılacak. Avusturya vergi ödemeyecek ama sembolik bir savaş tazminatı ödeyecek. Savaşın yıllarca sürmesinden dolayı iki devletin de hazinesi boşalmıştı Avrupa’daki 1533 İstanbul Barış Antlaşması ile kesin olan büyük siyasi üstünlüğünü askeri ve stratejik üstünlüğü 1683 İkinci Viyana Kuşatması ve 1699 Karlofça Barış Antlaşması’na kadar devam etmiştir. Avusturya arşidüküKral demektir.Osmanlı padişahına denk hale gelmiştir. Böylece, Osmanlı Devleti’nin Avrupa devletleriyle hukuki eşitlik dönemi başlamıştır. İstanbul Antlaşması ile başlayan siyasi üstünlük resmiyette bu antlaşma ile son buluyor gibi gözükse de daha uzun yıllar 2 devlet arasındaki haberleşmelerde Osmanlı Devleti’nin üstünlüğü devem edecekti. 7. Viyana Kuşatması ve Osmanlı Almanya-Avusturya Savaşı Avusturya, Orta Avrupa’da gücünü artırmak için Macaristan’a egemen olma politikası izlemiştir. Macarlara yardım etmeyi kabul eden Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa sefere çıkarak Viyana’yı ikinci defa kuşatmıştır 1683. Osmanlı orduları Viyana önlerinde bozguna uğrayarak geri çekilmiştir. Osmanlıların Viyana önlerinde bozguna uğraması, Avrupa’da büyük bir sevinç meydana getirmiş ve Papa’nın gayretleriyle Türkleri Avrupa’dan atmak amacıyla Kutsal İttifak kurulmuştur 1684. Bu ittifaka; Avusturya, Lehistan, Venedik, Malta şövalyeleri ve sonradan Rusya katılmıştır. 16 yıl devam eden savaşlarda Osmanlı Ordusu yenilmiş, kutsal İttifak devletleriyle Osmanlı Devleti arasında Karlofça Antlaşması imzalanmıştır 1699. Karlofça Antlaşması’yla; – Osmanlı Devleti batıda ilk kez toprak kaybetmiştir. – Osmanlı Devleti Orta Avrupa’daki egemenliğini kaybetmiştir – Avrupa devletleri savunmadan saldırıya geçmiş ve askeri bakımdan üstünlükleri ortaya çıkmıştır. – Osmanlı Devleti Sakarya Meydan Muharebesi’ne kadar savunma durumuna geçmiş, kaybettiği toprakları geri alma ve yeni toprak kaybetmeme siyaseti izlemeye başlamıştır İstanbul Antlaşması Karlofça Antlaşması’ndan sonra Rusya ile Osmanlı Devleti arasında İstanbul Antlaşması imzalanmıştır 1700. Osmanlı Devleti, Karlofça ve İstanbul Antlaşmaları’yla kaybettiği toprakları geri alabilmek amacıyla 18. yüzyılda Avusturya, Venedik ve Rusya ile savaşlar yapmıştır. İç İsyanlar ve Sonuçları İstanbul Ayaklanmaları İstanbul isyanları kapıkulu askerlerinden yeniçeriler ve sipahiler tarafından çıkarılmıştır. İstanbul isyanlarının çıkmasında; Devlet yönetimindeki otorite boşluğundan yararlanan yeniçeri ağaları ve saray kadınlarının yönetimi olumsuz yönde etkilemeleri Kapıkulu sisteminin değişmesi ve ocağa askerlikle ilgisi olmayan kişilerin alınması Kapıkulu askerlerinin maaşlarının zamanında ödenmemesi veya ayarı düşük paralarla ödenmesi Yeniçerilerin cülus bahşişi almak için sık sık padişah değiştirmek istemeleri Devlet yönetiminde etkin olmak isteyen devlet adamlarının yeniçerileri kışkırtması Yeniçeri ve sipahilerin çıkarları doğrultusunda hareket etmeyen padişah ve devlet adamlarını görevden uzaklaştırmak istemeleri Kapıkulu askerlerinin disiplin altında tutulamaması gibi nedenler etkili olmuştur. İstanbul isyanları devlet düzeni değiştirmeye yönelik olmayıp, yönetimi şahıslara karşı isyanları sonucunda; İsyanların zayıflaması Kadı ve sancak beylerinin kanunlara aykırı davranarak halkı zor duruma düşürmeleri Osmanlı-İran ve Osmanlı-Avusturya savaşları gibi nedenler etkiancılar, daima isteklerini yaptırmayı başarmışlar ve Osmanlı merkezi idaresi üzerinde kapıkulu özellikle yeniçeriler askerlerinin etkisi artmıştır. İsyancılar, padişah ve devlet adamlarını görevden almışlar, hatta öldürmüşlerdir. İsyanlar İstanbul’da asayişin bozulmasına, halkın zor durumda kalmasına, şehirde yangınların çıkmasına ve yağmalamaların yapılmasına neden olmuştur. Celali İsyanları Yavuz Sultan Selim zamanına kadar uzanır. 17. yüzyılda Anadolu’da çıkan isyanlara “Celali İsyanları” denilmiştir. Celali isyanlarının sebepleri; Eyaletlerde devlet yönetiminin bozulması ve vergi toplamada adaletsiz davranılması Dirlik sisteminin bozulması ve dirliklerin dağıtımında haksızlıkların yapılması 17. yüzyılda savaşların uzun sürmesi ve yenilgiyle sonuçlanmasından dolayı askerden kaçanların Anadolu’da eşkiyalığa başlaması Devşirme asıllı devlet adamlarının Anadolu halkıyla kaynaşamamaları Merkezi otoriteli olmuştur. Celali isyanlarının sonucunda; Anadolu’da devlet otoritesi sarsılmıştır. Anadolu’da huzur ve güvenlik bozulmuş, birçok şehir ve kasaba harap olmuştur. Üretim faaliyetleri azalmış, ekonomi bozulmuştur. Vergiler toplanamamış ve devletin gelirleri azalmıştır. Psikolojik değerlerin bozulması
11 Mart 2013, 1958 1 permalink Üyelik tarihi 05 Mart 2013 Nerden unrealden Burç Renkli Para 315426 Aldığı Beğeni 67 Beğendikleri 13 Ruh Halim Takım İç İsyanlar ve Sonuçları İstanbul İsyanları İstanbul isyanları kapıkulu askerlerinden yeniçeriler ve sipahiler tarafından çıkarılmıştır. İstanbul isyanlarının çıkmasında; Devlet yönetimindeki otorite boşluğundan yararlanan yeniçeri ağaları ve saray kadınlarının yönetimi olumsuz yönde etkilemeleri Kapıkulu sisteminin değişmesi ve ocağa askerlikle ilgisi olmayan kişilerin alınması Kapıkulu askerlerinin maaşlarının zamanında ödenmemesi veya ayarı düşük paralarla ödenmesi Yeniçerilerin cülus bahşişi almak için sık sık padişah değiştirmek istemeleri Devlet yönetiminde etkin olmak isteyen devlet adamlarının yeniçerileri kışkırtması Yeniçeri ve sipahilerin çıkarları doğrultusunda hareket etmeyen padişah ve devlet adamlarını görevden uzaklaştırmak istemeleri Kapıkulu askerlerinin disiplin altında tutulamaması gibi nedenler etkili olmuştur. İstanbul isyanları devlet düzeni değiştirmeye olmayıp, yönetimi şahıslara karşı isyanları sonucunda; İsyanların zayıflaması Kadı ve sancak beylerinin kanunlara aykırı davranarak halkı zor duruma düşürmeleri Osmanlı–İran ve Osmanlı–Avusturya savaşları gibi nedenler etkiancılar, daima isteklerini yaptırmayı başarmışlar ve Osmanlı merkezi idaresi üzerinde kapıkulu özellikle yeniçeriler askerlerinin etkisi artmıştır. İsyancılar, padişah ve devlet adamlarını görevden almışlar, hatta öldürmüşlerdir. İsyanlar İstanbul’da asayişin bozulmasına, halkın zor durumda kalmasına, şehirde yangınların çıkmasına ve yağmalamaların yapılmasına neden olmuştur. Celali İsyanları 17. yüzyılda Anadolu’da çıkan isyanlara “Celali İsyanları” denilmiştir. Celali isyanlarının sebepleri; Eyaletlerde devlet yönetiminin bozulması ve vergi toplamada adaletsiz davranılması Dirlik sisteminin bozulması ve dirliklerin dağıtımında haksızlıkların yapılması 17. yüzyılda savaşların uzun sürmesi ve yenilgiyle sonuçlanmasından dolayı askerden kaçanların Anadolu’da eşkiyalığa başlaması Devşirme asıllı devlet adamlarının Anadolu halkıyla kaynaşamamaları Merkezi otoriteli olmuştur. Celali isyanlarının sonucunda; Anadolu’da devlet otoritesi sarsılmıştır. Anadolu’da huzur ve güvenlik bozulmuş, birçok şehir ve kasaba harap olmuştur. Üretim faaliyetleri azalmış, ekonomi bozulmuştur. Vergiler toplanamamış ve devletin gelirleri azalmıştır. Benzer Konular Ziraat Bankası Sınav Sonuçları 24 Kasım 2012 ne zaman açıklanacak?... KYK sonuçları 2012... 14 Nisan 2012 Ehliyet Sınavı Sınav Sonuçları, Motorlu Taşıt Sınavı Sınav Sonuçları... YGS sonuçları bugün açıklanıyor! YGS sınav sonuçları saat kaçta açıklanacak?... Alıntı
Milli mücadele sadece dış düşmanlara karşı gerçekleştirilmedi. TBMM’ye karşı içeride pek çok isyan çıktı. Peki TBMM’ye Karşı Çıkan Ayaklanmalar Hangileridir? Nedenleri ve Sonuçları Nelerdir? sorularının cevabı bu yazımızın konusu. TBMM’ye Karşı Çıkan Ayaklanmalar Haritası Bu konu 8. ve 12. sınıf İnkılap tarihi dersi müfredatında yer almakta olup, LG, TYT, AYT ve KPSS değeri taşımaktadır. Kurtuluş Savaşı’nın en tehlikeli ve en sıkıntılı dönemi iç ayaklanmaların çıktığı dönemdir. Bu ayaklanmalar da en büyük rol İstanbul Hükümeti’nin başındaki Damat Ferit Paşa’ya aittir. Damat Ferit Paşa’nın bakış açısına göre Anadolu’da başlayan milli mücadele hareketi “1. Dünya Savaşı’nda terfi etmiş birkaç subayın işiydi. Bu hareket sönmüş bir saman alevinden başka bir şey değildi.” Damat Ferit Paşa milli mücadeleyi ve TBMM’yi ortadan kaldırmak için iki yöntem seçti Bunlardan birincisi milli mücadeleyi ve önderlerinin karalamakİkincisi ise İtilaf devletleri ile Barış Antlaşması’nı bir an önce imzalamaktı. 11 Nisan 1920’de Damat Ferit yayınladığı bir beyanname ile Anadolu’daki Milli Mücadele’nin bütün ülkenin işgaline yol açacağını duyurdu. Şeyhülislama hazırlatılan fetvalar da Mustafa Kemal ve arkadaşları hakkında ağır suçlamalara yer veriliyordu Dinsizlik bolşeviklik ve ittihatçılık gibi. Ayrıca 24 Mayıs 1920’de Mustafa Kemal ve yakın arkadaşları gıyaben Divan-ı Harp’de yargılandı ve haklarında idam kararı alındı. UYARI Bütün bu hareketlerin amacı Milli Mücadele halk desteğinden yoksun bırakmaktı. İngilizlerde uçakları ile Anadolu’da Damat Ferit’in beyannamesini ve Şeyhülislamın fetvalarını dağıtıyordu. Sonuçta bu propagandaların etkisiyle Anadolu’da TBMM’ye karşı ayaklanmalar çıktı. İçindekiler1 TBMM’ye Karşı Çıkan Ayaklanmaların Nedenleri2 TBMM’ye Karşı Çıkan Doğrudan İstanbul Hükümeti Tarafından Çıkarılan Anzavur Hilafet Ordusu Kuvayı İnzibatiye İstanbul Hükümeti ve İtilaf Devletleri Tarafından Çıkarılan Azınlıkların Çıkardığı Kuvayı Milliyeci Olup Sonradan Ayaklananlar3 TBMM’nin Ayaklanmalara Karşı Aldığı Önlemler4 TBMM’ye Karşı Çıkan Ayaklanmaların Sonuçları TBMM’ye Karşı Çıkan Ayaklanmaların Nedenleri İstanbul hükümeti tarafından halkın dini duygularının sömürülmesi ve TBMM’ye karşı devletlerin boğazlar çevresinde tampon bölge kurmak amacıyla yaptığı yörelerinde güçlü bazı ailelerin otoriteye sahip olup; TBMM’nin emrine girmek Avrupa devletlerinde yönlendirmesiyle bağımsız devlet kurmak Kuva-yi Milliye liderlerinin düzenli ordu kurulurken TBMM kontrole girmek istememesi. Milli Mücadele Dönemi Ayaklanmalar Haritası TBMM’ye Karşı Çıkan İsyanlar Milli mücadele yönelik isyanlar 1919 yılı başladı ve 1921 yılına kadar sürdü. Bu ayaklanmalar 4 grupta incelenmektedir. TBMM’ye Karşı Çıkan Ayaklanmalar Tablosu Doğrudan İstanbul Hükümeti Tarafından Çıkarılan İsyanlar Bu isyanların amacı sözde; halifeyi Anadolu hareketine karşı korumaktır. Doğrudan İstanbul Hükümeti tarafından çıkarılan isyanlar hangileridir? Anzavur Ayaklanması Ahmet Anzavurun isyanı Manyas, Susurluk, Gönen ve Uluabad dolaylarında etkili oldu. Amacı İngilizlerin boğazlarda ki egemenliğini Anadolu’dan gelebilecek bir tehdite karşı korumaktır. 2 defa isyan eden Anzavur’un ayaklanması bastırıldı. Anzavur, kurduğu orduya Kuvayı Muhammediye adını vermiştir. Hilafet Ordusu Kuvayı İnzibatiye İsyanı Geyve’de başlayan bu isyanın ilk komutanı Süleyman Şefik’tir. Daha sonra başına Ahmet Anzavur geçmiştir. İsyan Ali Fuat Paşa tarafından bastırılmıştır. Doğrudan İstanbul Hükümeti tarafından çıkarılan 2 isyanında ortak amacı Boğazlara yakın yerlerde milli güçlerin teşkilatlanmasını önlemektir. İstanbul Hükümeti ve İtilaf Devletleri Tarafından Çıkarılan İsyanlar Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne karşı çıkan ayaklanmalar arasında en yaygın olanlarıdır. Slogan din ve dini duygulardır. Ancak ayaklanmalar daha çok güçlü ailelerin bölgelerinde otorite kurma amacıyla ilgilidir. İstanbul Hükümeti ve İtilaf Devletleri tarafından çıkarılan isyanlar hangileridir? Bolu, Düzce, Hendek, Adapazarı Ayaklanmaları Ali Fuat Paşa ve Refet Bey tarafından Ayaklanması Çapanoğulları – Aynacıoğulları İsyanı İlk isyan Çerkez Ethem, 2. isyan Binbaşı İbrahim Bey tarafından Bozkır Ayaklanması Delibaş Mehmet, Vali Cemal Bey isyanları Bozkır ayaklanmasını Arif Bey, Delibaş Mehmet ayaklanmasını Refet Bey Ayaklanması Çopur Musa İsyanı Milli kuvvetlere yenilerek Yunanlılara Ayaklanması Eşref İsyanı Peygamberlik iddiası ile ayaklanan Eşref’i milli kuvvetler etkisiz hale Ayaklanması Cemil Çeto İsyanı Garzan’da gerçekleşen isyan milli kuvvetler etkisiz hale Ayaklanması Koşgiri İsyanı Milli kuvvetler tarafından Batı Ayaklanması Mardin ve çevresinde çıkan ayaklanma 5. tümen tarafından Aşiret Urfa Ayaklanması Urfa’nın kurtarılmasında milli güçlerle birlikte hareket eden bu aşiret daha sonra isyan etti. İsyan 5. tümen tarafından bastırıldı. Yazıyı buraya kadar okuma sabrı gösterdin. O halde en sonda bulunan sorular ile öğrenme düzeyini ölçmeyi unutma. Soruya tıkladığında cevabı altında gözükecek . Azınlıkların Çıkardığı Ayaklanmalar Azınlıklar, Wilson ilkelerini dayanak yapıp, Mondros Mütarekesi’nin yarattığı karışıklıklardan yararlanarak bağımsız devlet kurma amacıyla ayaklandılar. Azınlıkların çıkardığı ayaklanmalar hangileridir? Doğu Anadolu’da ki Ermeni Ayaklanması Kazım Karabekir tarafından Anadolu’da ki Ermeni Ayaklanmaları Fransızların desteği ile Adana, Antep, Maraş, Urfa bölgelerinde Rum Ayaklanması Orta ve Doğu Karadeniz kıyılarında Pontus Rum Devleti’ni tekrar kurmak amacıyla başlayan ayaklanmadır. Pontus Rum Cemiyetinin organize ettiği bu ayaklanma Topal Osman’ın de desteği ile milli güçler tarafından Anadolu’da ki Rum Ayaklanması Düzenli birlikler tarafından bastırıldı. Ayaklanmalar içinde en uzun süreni Pontus Rum İsyanı’dır. Kuvayı Milliyeci Olup Sonradan Ayaklananlar Kuvayi Milliye yanlısı olup sonradan ayaklananlar kimlerdir? TBMM Hükümeti’nin emirlerine karşı gelerek düzenli orduya katılmak istemeyen; Demirci Mehmet EfeÇerkez Ethem gibi Kuvayı Milliye liderlerinin çıkardığı ayaklanmalardır. Demirci Mehmet Efe’nin isyanını Refet Bey, Çerkez Ethem İsyanı’nı ise düzenli ordu bastırdı. TBMM’nin Ayaklanmalara Karşı Aldığı Önlemler Ayaklanmalar TBMM’yi iç güvenlik sorunuyla karşı karşıya bırakmıştı. Bu durum TBMM’yi iç güvenliği sağlamak ve otoritesini sağlamlaştırmak üzere tedbirler almaya zorladı. Bu tedbirler; Hıyanet-i Vataniye KanunuFirariler Kanunuİstiklal MahkemeleriAnadolu Ajansı Hükümeti’nin şeyhülislamdan aldığı fetvaya karşılık Ankara Müftüsü Rıfat Efendi tarafından fetva Hükümeti ile her türlü irtibat kesildi. İstanbul’dan gelen her türlü resmi evrakı geri gönderme kararı aldı. TBMM’ye Karşı Çıkan Ayaklanmaların Sonuçları Ayaklanmaların milli mücadele üzerinde pek çok olumsuz etkisi olurken tek olumlu etkisi; alınan önlemler neticesinde TBMM’nin otoritesinin artmasıdır. Şimdi olumsuz etkilere bakalım; İsyanlar esnasından işgal kuvvetlerinin Anadolu’da ki ilerleyişi yere kardeş kanı döküldü. Büyük çapta insan ve malzeme kaybı savaşının süresi uzadı. Sıkça Sorulan Sorular Damat Ferit Anzavur ve Kuvayı İnzibatiye ayaklanması İstanbul Hükümeti tarafından finanse edilen Ahmet Anzavur'un ordusuna verilen isimdir. Milli aşiret isyanı Hıyaneti Vataniyye Kanunu ve Firariler Hakkında Kanun Alınan tedbirler ile TBMM'nin otoritesi artmış ve düzenli orduya geçiş hızlanmıştır. Milli mücadelenin süresi uzarken, düşman kuvvatlerin ilerleyişi hızlandı. Milli güçte bölünmeye sebep olan bu isyanlar, gereksiz şekilde insan ve muhimmat kaybına sebep oldu. Pontus Rum isyanıdır.
[reklam1]Türkiye Cumhuriyeti Devleti 94 yıl önce verilen büyük mücadelelerin ardından kimlik kazandı ancak öncesinde dünyanın 2/3’üne hükmeden büyük Osmanlı İmparatorluğu hızlı bir çöküşün içine sürüklenmişti. Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının milli mücadeleyi ateşleyen girişimleri ile sonuç vererek bugün üzerinde yaşadığımız Türkiye topraklarını sınır olarak belirleyen Kurtuluş Savaşı ile olarak Kurtuluş Savaşını ve cephelerde yokluklara rağmen verilen kahramanca mücadeleleri eğitim dönemlerinde ve son dönemlerde de yapılan tarihi anlatan diziler ve sinema filmleri ile akıllara nakşediliyor. Peki ama dünyanın 2/3’üne hükmeden Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşüne neden olan olaylar neydi. Osmanlı İmparatorluğu 3 kıtaya hükmeden gücüyle korkulan, adaleti ile de sevilen bir imparatorluktu. Günümüzde Türkler halen bazı ülkelerde Osmanlı olarak bilinir ve anılır. Ancak bazı dönemlerde meydana gelen isyanlar Osmanlı İmparatorluğu’nda yönetimleri ve halkı ayrıştıracak kadar tehlikeli boyutlara gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu dönemlerinde 3 farklı isyan olayı yaşandığı tarih kitaplarında yer alır. Bu isyanlardan biri Merkez veya diğer adıyla İstanbul İsyanları olarak İSTANBUL İSYANLARI Kapıkulu Askerleri özellikle yeniçeriler tarafından çıkarılmıştır. Asıl nedeni Ekonomik’tir. Maaş ve menfaat isyanlarıdır. Çıkan isyanlarda Merkezi otorite isyanlar sonucunda ilk defa bir Osmanlı padişahı öldürülmüştür. Bu durum yeniçerilerin devlet içindeki gücünü artırmış, Padişahların yönetimdeki etkinliğini azaltmıştır. İstanbul’da huzur ve güven sarsılmış ve asayiş bozulmuştur. Devlet adamları devlet otoritesinin sağlanması için sert önlemler diğer isyan olayı ise Celali diğer adı ile Anadolu İsyanları olarak ANADOLU İSYANLARI Yavuz Sultan Selim zamanında ayaklanan Bozoklu Celal’in adından dolayı sosyal, ekonomik ve siyasi nedenlerden dolayı Anadolu’da çıkan isyanlara CELALİ İSYANLARI denilmiştir. Dirlikleri elinden alınan Tımarlı Sipahiler, görevlerinden uzaklaştırılan devlet memurları ve asker kaçaklarının çıkardıkları isyanlardır. İsyanların en önemlileri Kavayazıcı, Canbolatoğlu, Kalenderoğlu, Deli Hasan, Abaza Mehmet tarafından İsyanları sonunda Anadolu’da huzur ve güven bozuldu. Halkın devlete güveni İsyanlarının dini bir yönü olmadığı gibi isyancılar devlet düzenini değiştirmeyi diğer isyan ise Eyalet İsyanları olarak tarih kitaplarında yerini alır. Peki Eyalet İsyanları neden çıkmıştır ve sonuçları neler olmuştur?EYALET İSYANLARI 17 yy’da merkeze uzak Eyaletlerde Erdel, Boğdan, Kırım, Yemen, Bağdat, Mısır ve Trablusgarp isyanlar çıkış nedenleri ise; Merkezi Otoritesinin bozulması, Osmanlı Devletinden ayrılarak bağımsız olmak istemeleri, Yöneticilerin halka zulmetmesi, Osmanlı Devletiyle mücadele eden büyük devletlerin eyalet yöneticilerini korumaları ve isyana teşvik devletleri eyaletlerin Osmanlı devletinden ayrılmasıyla Osmanlının siyasi gücünün azalacağına inanarak bu isyanlara destek vermiştir. Merkez, Celali ve Eyalet isyanlarının hiçbirinde devletin Rejimine veya Bağımsız Devlet kurma girişimi yoktur. Bu isyanlar yönetimi değiştirmeye yönelik değil, yöneticileri değiştirmeye bu veriler tarih kitaplarında yer alır bunların dışında da Şeyh Sait İsyanı vardır ki o da Cumhuriyet’in kurulmasından sonra Bu isyan, din işlerinin dünya işlerinden ayrılmasını tasvip etmeme amacında olanlar tarafından inkılâba karşı yapılmış bir isyandı. Ancak bu isyanda kişisel çıkarlar peşinde koşanlar, Kürtçülük isteyenler, komünist düşünceliler, yağmacılar da rol oynamışlardır. Olayı yaratanlar, başta Şeyh Sait Nakşibendi tarikatındandılar. İsyanın temel iki gerekçesi vardır. İç gerekçesi, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti ve onun inkılâplarına karşı ve hilafetin geri getirilmesine yönelik Vahdettin ve taraftarlarının çabaları ile Kürt milliyetçiliğidir. Dış gerekçesi ise aynı döneme denk gelen Musul meselesinde başarı kazanmak isteyen İngiltere’nin Türkiye dahilinde isyanlar ve kargaşa çıkararak, Türkiyeyi istikrar bulmamış bir ülke olarak dünyaya tanıtmak ve böylece Türkiye’nin yakın doğu dengesinde kendi aleyhine bir durum yaratmasını önlemek için bu isyanı farklı isyanda da çıkarlar ve dış güçlerin müdahaleleri ile ülke içerisinde çıkarılan isyanlarla ülke ve devlet istikrarsızlığa ve güvensizliğe sürükletilmek istenmiştir. 15 Temmuz sürecinde de dış devletlerin desteğini alarak darbe adı altında isyana kalkışanların yaptığı şey ise hem devleti hem de yöneticileri değiştirme çabalarıydı. Sonuç olarak yıpratılmak ve istikrarsızlaştırılmak istenen Türkiye, 15 Temmuz darbe girişiminden devlet, millet birlikteliği ile daha güçlü çıktı. Avrupa’nın artık Türklerle ilgili anlaması gereken tek bir şey kaldı o da Hainler hep hain kalacak, Türk Milleti ebediyen payidar kalacak. ’Bu yazı toplam 2293 defa okunmuştur.
istanbul isyanları kimler tarafından çıkarılmıştır